Maliye Bakanı Albayrak’ın istifasının ardından

Barış Demir
14 Kasım 2020

Türkiye’deki son ekonomik gelişmeler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin ve Türkiye ekonomisinin COVID-19 pandemisinin ortasında derinleşen bir krize doğru sürüklendiğine işaret ediyor.

10 Ağustos 2018 tarihli bu fotoğrafta, eski Hazine ve Maliye Bakanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı olan Berat Albayrak, İstanbul’da “yeni ekonomi modeli” hakkında konuşuyor. (AP Photo, file)

8 Kasım Pazar akşamı, Hazine ve Maliye Bakanı ve Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak, “sağlık sorunları” gerekçe göstererek istifa etti. İstifasını eşi görülmemiş şekilde sosyal medyadan duyuran Albayrak’ın bu sürpriz hareketi, Erdoğan’ın Cumartesi günü Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal’ı herhangi bir açıklama yapmadan görevden almasının ardından geldi. Eski Hazine ve Maliye Bakanı Naci Ağbal, Merkez Bankası başkanlığına getirildi.

Bu gelişmeler, 2020 yılında dünyanın en kötü performans gösteren para birimi olan Türk Lirasının (TL) çöküşünün ardından geldi. TL bu yıl, kriz patlak vermeden önce, ABD doları karşısında değerinin yaklaşık yüzde 45’ini kaybetmiş durumdaydı. Türkiye’nin en üst düzey ekonomi yetkililerinin görevden alınması ve istifası öncesinde, TL Cuma günü ABD doları karşısında 8,58 ile rekor seviyeye ulaştı; enflasyon ise yüzde 11,89 olarak açıklandı.

Erdoğan’ın görünüşteki temel ekonomik hedefi, enflasyonun nedeni olduğunu iddia ettiği faiz oranlarını düşük tutmaktı. Böylelikle kredileri genişletmeyi ve ekonomik büyümeyi teşvik etmeyi hedefliyordu. Merkez Bankası, bu amaçla 2019’un başından bu yana TL’yi desteklemek için tahminen 120 milyar dolarlık döviz rezervi harcadı.

Yine de enflasyon çift hanede kalmaya devam etti, resmi işsizlik oranı yüzde 13’ün üzerine çıktı, ekonomi durgunluk içinde ve Türk lirası çökmüş durumda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Albayrak’ın istifasını ancak Pazartesi akşamı resmen kabul etti ve eski Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan, Salı günü maliye bakanı olarak atandı.

Haftanın ilk günü, Erdoğan’ın maliye bakanının istifasını kabul edip etmeyeceğine dair tartışmalar devam ederken, finans piyasaları bu haberi memnuniyetle karşıladı. Pazartesi günü TL ABD doları karşısında yüzde 5’in üzerinde yükselirken, borsa yüzde 3’ün üzerinde artış gösterdi.

Çarşamba günü, AKP meclis grubu toplantısında uluslararası ve yerli yatırımcıları rahatlatmak için yaptığı konuşmada Erdoğan, yatırım ortamını iyileştirmek için yakında yeni adımların atılacağını söyledi. Erdoğan’ın “Türk ekonomisine ve Türk Lirasına güvenen yerli ve uluslararası yatırımcıların kazancını kendi kazancımız olarak görerek, yatırımcılara her türlü kolaylığı gösterecek, desteği vereceğiz” açıklamasının ardından TL aynı gün yine yüzde 4’ün üzerinde yükseldi.

Erdoğan konuşmasında Türkiye’nin mali vurgunculuk ve ucuz emek platformu olmaya devam edeceğini vaat ederek şunları söylüyordu: “Ülkemizi riski az, güveni yüksek, kazancı tatminkar bir cazibe merkezi haline getirmekte kararlıyız. Makro ekonomik istikrarı tahkim edeceğiz. İş ve yatırım ortamını daha cazip hale getirmek istiyoruz. Ekonomi yönetimi uluslararası yatırımcılarla yakın temas halinde olacak. Bu yatırımcılarla bir dizi toplantılar yaparak bizzat anlatacağız. Yapısal reformlar sürecek.”

Medyada istifanın nedenlerine dair çeşitli spekülasyonlar var. Bazıları, Albayrak istifa etmezse AKP’li çok sayıda milletvekilinin partiden ayrılarak kısa süre önce kurulan iki yeni partiye, eski AKP’li Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ne ve eski AKP’li Ekonomi Bakanı Ali Babacan’ın Demokrasi ve Atılım Partisi’ne (DEVA) geçeceğini ileri sürdü. Bu, hükümete meclisteki çoğunluğuna mal olabilirdi.

Bazıları ise Albayrak ve yeni merkez bankası başkanı Ağbal’ın çatışma içinde olduğunu veya Albayrak ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında gelecekteki parti yönetimi konusunda hizip çatışmaları yaşandığını ileri sürdü.

Her halükarda, bu siyasi kargaşa hükümetteki şu veya bu siyasi figürden değil, küresel kapitalist sistemin derinleşen ve pandemi eliyle daha da hızlanan krizinden kaynaklanmaktadır. Eşi görülmemiş bir uluslararası sosyoekonomik felaketin ortasında, AKP hükümetinin derinleşen bir kriz içinde olduğu, Türkiye ekonomisinin de çöküşe yaklaştığı açıktır.

Türkiye ekonomisi ve özellikle Türk Lirası, Ankara’nın Amerikan ve Avrupalı emperyalist müttefikleriyle gerilimlerinin arttığı bir ortamda, 2016’dan bu yana giderek kötüleşiyor. ABD-Türkiye ilişkileri, Washington’ın, Suriyeli Kürt güçleri, Suriye’deki rejim değişikliği savaşındaki başlıca vekil ordusu haline getirmesinden ve Temmuz 2016’da Erdoğan’a karşı başarısız bir askeri darbeyi desteklemesinden bu yana sürekli düşüş halindeydi.

Son yıllarda, Trump yönetimi ve Pentagon yetkilileri, 1952’den beri NATO üyesi olan Türkiye’ye karşı, Rusya’nın S-400 hava savunma sistemini satın alıp kurmakta diretirse misilleme eylemlerinin gerçekleşeceği konusunda giderek daha açık tehditlerde bulunuyorlar. 2018’de Trump’ın Türkiye’ye uyguladığı ekonomik yaptırımlar TL’de bir çöküşe yol açarken, ABD’nin Türkiye’ye yaptırım uygulaması halen gündemde kalmaya devam ediyor.

2016 yılı başında 3 lira civarında olan ABD doları, Temmuz 2016 darbesinden sonra TL karşısında istikrarlı bir şekilde yükseldi ve 2020 ABD seçimlerini Demokrat Joe Biden kazandığı sıralarda yaklaşık 8,50 TL’ye kadar çıktı. 2016 darbe girişimi sırasında başkan yardımcısı olan Biden, geçtiğimiz süreçte Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) liderliğindeki burjuva muhalefete desteğini ilan etmişti. Erdoğan Salı günü Biden’i tebrik etmiş olsa da, gelecekteki ABD-Türkiye ilişkileri belirsizliğini koruyor.

Bu süreç, işçi sınıfının yoksullaşmasıyla el ele gidiyor. Enflasyon resmi rakamların çok üzerinde ve gerçek işsizlik yüzde 30 civarında. Türkiye’de asgari ücret Ocak 2020’de yaklaşık 385 dolarken, son günlerde 270 dolara kadar düştü (şu anda yaklaşık 295 dolar). Bu, Çin’deki asgari ücret seviyesinin genel olarak altındadır. Üstelik Türkiye’de işçilerinin neredeyse yarısına asgari ücret ödeniyor.

Egemen sınıfın çıkarları doğrultusunda bir “sürü bağışıklığı” politikası uygulayan Erdoğan hükümeti, Türkiye’yi yatırımcılar için bir cennete dönüştürme vaadiyle pandemiden sonra Türkiye’nin ekonomik rakiplerine karşı avantaj kazanacağını defalarca ilan etti ve işçi sınıfına yönelik saldırıları hızlandırdı.

Tüm dünyada olduğu gibi, düşük faizli krediler ve teşvik paketleriyle egemen sınıfın kasasına milyarlar pompalanırken, bu borcun, artan sömürü ve sosyal haklarına yönelik şiddetli saldırılarla işçi sınıfı tarafından ödenmesi gerekiyor.

Erdoğan hükümeti, yüz binlerce veya milyonlarca işçi için zorunlu “ücretsiz izin” sürecini Temmuz 2021’e kadar uzattı. İşçiler işsizlik fonundan ayda yalnızca 1.170 lira alarak ücretsiz izne çıkmaya zorlanıyorlar.

Dahası, hükümet geçtiğimiz günlerde 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçiler arasında esnek ve geçici çalışmayı genişletmek ve bu kişilerin kıdem tazminatı ve emeklilik haklarını fiilen ortadan kaldırmak için bir yasa önerisi hazırladı. Ancak şiddetlenen pandeminin ortasında işçi sınıfı içinde artan öfke nedeniyle tasarının bu maddelerini geri çekmek zorunda kaldı.