Trump darbe planı doğrultusunda ilerlerken Demokratlar “sabırlı olma” çağrısı yapıyor

21 Ekim 2020

Genel seçime iki hafta kala, Donald Trump, 3 Kasım seçiminin sonucu ne olursa olsun iktidarda kalma amacına hizmet eden aşırı sağcı güçleri harekete geçirmeye devam ediyor.

Cumartesi günü Muskegon, Michigan’da konuşan başkan, yaygın seçim hilesine dair asılsız uyarılarını yineledi ve Michigan’ın Demokratik Partili Valisi Gretchen Whitmer’i sert biçimde suçladı. Whitmer, Trump destekçilerinin 12 gün önce ortaya çıkarılan suikast komplosunun hedefiydi.

Trump, kendisini dinleyen kalabalığa, Whitmer’i ve Demokratik Partili eyalet başsavcısı Dana Nessel’i kastederek şunları söyledi: “Ona ve başsavcısına dikkat edin. Çünkü bildiğiniz gibi, oy pusulalarından onlar sorumlu.” Whitmer’in adını söyleyince, kalabalık “Onu içeri tık!” tezahüratı yaptı.

Trump’ın kampanya ekibi, Pazartesi günü, Whitmer’e yönelik saldırılarını daha da yoğunlaştırarak, valinin kendi destekleyicilerini Trump’a suikast düzenlemeye teşvik ettiğini iddia etti. Twitter’daki kampanya hesabında, Nazilerin “büyük yalan” taktiğini hatırlatan bir açıklama yapıldı: “Whitmer, birinin Beyaz Saray’a risinli bir paket göndermesinden sadece haftalar sonra Başkan Trump’a suikast girişimlerini teşvik ediyor.”

15 Nisan 2020 tarihli bu fotoğrafta, Lansing, Michigan’daki Eyalet Meclisi dışında silahlı protestocular görünüyor. (AP Photo/Paul Sancya)

Trump’ın üstü kapalı veya doğrudan onayıyla hareket eden eyaletteki polis ve şerif dernekleri, Pazartesi günü yaptıkları açıklamada, Eyalet Sekreteri Jocelyn Benson’ın yayımladığı, seçim günü sandık yerlerinde açıkça silah taşınmasını yasaklayan bir emri uygulamayacaklarını ilan ettiler. Seçilmiş bir yetkilinin hukuka uygun emrine karşı bu yarı isyan eylemi, eyaletten kimin sorumlu olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Silah yasağının çıkarılmasının nedeni, milislerin seçim günü oylamayı engellemeyi planlıyor olmasıdır.

Faşist sağın polisle işbirliği içinde oynadığı tehlikeli rol, Demokratik Parti’nin korkakça tepkisini siyasi olarak daha da suçlu hale getiriyor.

Pazartesi günü, Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer’ın ofisi, Senato’daki Demokrat grubu adına partinin Trump’ın stratejisiyle mücadele planlarını duyuran resmi bir tutum belgesi yayımladı.

Söz konusu belge, bir omurgasızlık ve ciddiyetsizlik ilanıdır. “2020 Genel Seçimi: Oy Sayımı ve Seçim Gününe Dair Beklenti” başlıklı belgede, Whitmer’a ya da bir diğer hedef olan Demokratik Partili Virginia Valisi Ralph Northam’a yönelik komplodan hiçbir şekilde söz edilmiyor. Trump’ın seçim sonucunu geçersiz kılma tehditlerine şu yanıt veriliyor:

Başkan Trump ve müttefiklerinin korku ve kaos yaratmaya çalışması talihsiz bir durumdur. Amerikan halkı bu çabaların farkında olmalı ancak bunların dezenformasyondan başka bir şey olmadığını anlamalıdır. … Amerikalılar, oy pusulalarının sayılmasının daha uzun sürebileceği yerlerde yanlış bilgileri reddetmeye ve sonuçlar konusunda sabırlı olmaya hazır olmalıdır.

Bu, sefil bir siyasi teslimiyet açıklamasıdır. Trump’ın iktidarda kalma tehdidi, bir bardak sütü dökmek gibi “talihsiz” bir kaza değil; ABD tarihinde eşi benzeri görülmemiş, bilinçli bir faşist stratejidir ve polisin yanı sıra devletin baskı aygıtının azımsanmayacak kesimlerinin desteğine sahiptir.

Schumer ve Demokratik Parti bunu pekala bilmektedir. Bu yılın başlarında Joe Biden, Daily Show’dan Trevor Noah’a, Trump’ın görevden ayrılmayı reddetme olasılığının kendisini “geceleri uyutmadığını” söylemişti. Şimdi Biden ve Demokratlar, halka, “burada görülecek bir şey yok” diyorlar. Aynı anda, egemen sınıf içinde, Biden’ın Amerikan emperyalizminin saray mücevherlerine daha iyi kâhyalık yapacağını kıyasıya savunuyorlar.

Demokrat Parti'nin açıklaması, mali sermayenin güçlü bir hizbinin temsilcileri olarak, her şeyden önce halkı uyuşturmayı ve diktatörlük tehlikesini önemsiz gibi göstermeyi hedefliyor. Demokratların en büyük korkusu, aşağıdan toplumsal muhalefet biçiminde gelen “kaos”un kendi kontrollerinden çıkması ve Wall Street ile Amerikan emperyalizminin uzun vadeli çıkarlarını tehdit etmesidir.

Lev Troçki, bu temel siyasi dinamiği Kasım 1934 tarihli Fransa Nereye Gidiyor? adlı çalışmasında teşhis etmişti. Fransa’daki kapitalizm yanlısı, orta sınıf Radikal Parti’den söz eden Troçki, şöyle yazmıştı: “Sürücüsünün kırbacının altındaki deve gibi, Radikalizm de kapitalist gericiliğin hörgüçlerinin arasına oturmasına izin vermek için diz çöküyor.” Aşağıdan gelen toplumsal muhalefet tehdidinden dehşete kapılan radikaller, diyordu Troçki, “her zamankinden çok gericiliği örtmek, halkı uyuşturmak ve kandırmak için çabalıyorlar ve bu şekilde faşizmin zaferini hazırlıyorlar.”

Bernie Sanders gibi “sol” Demokratlar, Amerikan’nın Demokratik Sosyalistleri (DSA) gibi gruplar ve DSA’nın yarı resmi yayın organı Jacobin dergisi, bu süreçte kritik bir rol oynuyor. Sanders, 13 milyon takipçisine, Michigan komplosu hakkında veya Whitmer’ın yaşamına yönelik tehditlerle ilgili tek bir tweet bile atmadı. Jacobin, Michigan komplosu hakkında tek bir makale bile yazmazken, DSA bu komployu kınayan bir açıklama yapmadı.

Sahte solun suç ortaklığı, Jacobin’in geçtiğimiz hafta eski Komünist Parti lideri Angela Davis, Debt Collective’in kurucusu Astra Taylor ve editör Bhaskar Sunkara ile düzenlediği çevrimiçi etkinlikte gözler önüne serildi.

Katılımcılar bilinçli olarak Whitmer’a yönelik komplodan söz etmediler. Toplantının başında Taylor, “Seçime ve haberlere fazla zaman harcamayacağız” diye açıkladı. Panelistler, Biden’a oy verilmesini desteklediklerini söylediler. Bu, toplumsal muhalefeti bastırma düzeneğidir: Jacobin ve DSA, Sanders’a; Sanders ise Biden’a teslim olur; Biden da Trump’a boyun eğer. Bu dinamik olmadan, Trump’ın tavrı çürük olurdu.

Amerika Birleşik Devletleri’nde faşist bir hareketin yükselişi bir gerçekliktir. Trump’ın 3 Kasım’a ve sonrasına yönelik siyasi stratejisi budur. Ve Trump, seçimi kaybetse bile, aşırı sağcı destekleyicilerine af çıkarmak ve faşist stratejisini tırmandırmak için 3 Kasım ile 20 Ocak 2021 arasında hâlâ aylarca zamana sahip olacaktır.

Sonuç ne olursa olsun, Demokratik Parti’nin teslimiyet stratejisi devam edecektir.

Eğer Biden-Harris seçimi kazanırsa, kuracakları yönetim, “ulusal birlik” ve “tüm Amerikalıları yönetme” adına sağa taviz üstüne taviz verecektir. Milisler, Amerikan siyaset manzarasının dayanak noktası haline gelecek ve hatta Demokrat ve Cumhuriyetçi valiler, onları, şikâyetlerini dile getirmeleri için, şu anda kuşatmayı planladıkları eyalet meclislerine davet edecekler.

ABD’de sergilenen aynı eğilimler Brezilya, Almanya, İngiltere, Arjantin ve Fransa gibi yerlerde de görülüyor. Faşist gericiliğin yükselişini durdurmak için, işçi sınıfının bağımsız ve sosyalist bir programla uluslararası ölçekte müdahalesi gereklidir.

Eric London