Pandemi şiddetlenirken hükümet verileri gizlemeye devam ediyor

Barış Demir ve Ulaş Ateşçi
19 Ekim 2020

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin, burjuva muhalefet partileri ve onların sendikalardaki müttefiklerinin desteğiyle uyguladığı işe ve okula geri dönüş kampanyası nedeniyle COVID-19 pandemisindeki canlanma yoğunlaşmaya devam ediyor. Türkiye’de Pazar günü 1.815 yeni koronavirüs hastası ve 72 ölüm kaydedildi. Bugüne kadarki toplam hasta sayısı 350.000’e yaklaşırken, resmi olarak 9.296 kişi hayatını kaybetti.

Cuma günü açıklanan 1.812 yeni hasta ile Türkiye, Mayıs başından bu yana en yüksek hasta sayısını gördü. Bununla birlikte, Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümeti, Ekim ayı başında, Türkiye’deki COVID-19 pandemisi hakkında yalan söyleyip salgını önemsiz gibi gösterdiğini; Türk egemen sınıfının çıkarları doğrultusunda “vaka” ve “hasta” arasında keyfi ve bilim dışı bir ayrım yaparak fiilen bir “sürü bağışıklığı” politikası izlediğini kabul etmişti.

Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre ise bir COVID-19 vakası, “Klinik belirti ve semptomlara bakılmaksızın, COVID-19 enfeksiyonu için laboratuvar onayı olan kişidir.” Ne var ki, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunu ilan ediyordu: “Her vaka hasta değildir. Çünkü testi pozitif çıktığı halde hiçbir semptom göstermeyenler var.” Bu açıklamasının ardından Koca ile konuşan bir gazetecinin belirttiğine göre, günlük gerçek vaka sayısı, açıklanan hasta sayısının 8 veya 10 katı arasında.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Fahrettin Koca’nın açıkladığı pozitif test oranına göre hükümetin Nisan ayında en az 81 bin; Eylül’de ise 275 bin COVID-19 vakasını bildirmemiş olabileceğini belirtti. Bu, Türkiye’yi Avrupa’daki toplam vaka sayısı açısından Fransa’nın hemen ardından dördüncü sıraya koyacaktır.

Tahran’daki bir hastanede sağlık çalışanları yeni koronavirüs bulaşmış bir hastayı tedavi ediyor (AP Photo/Mohammad Ghadamali)

Dahası, Koca’nın açıklamasına göre 40 binden fazla sağlık emekçisi koronavirüse yakalandı ve en az 107’si hayatını kaybetti. Koca ayrıca İstanbul’daki vaka sayısının geçen ay yüzde 50 arttığını; enfeksiyonlarda ülke genelinde bir “artış eğilimi” olduğunu söylüyordu.

Pandemi hızla artan hasta ve ölü sayısıyla kontrolden çıkmasına rağmen, geçtiğimiz Pazartesi günü milyonlarca öğrencinin daha yüz yüze eğitime gitmeye zorlanmasıyla birlikte okula dönüş kampanyası daha da yoğunlaştırıldı.

Ondan önce Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk bu adımı şöyle duyurmuştu: “12 Ekim Pazartesi, tüm ilkokulları, köy okullarını, 8 ve 12. sınıflar ile özel gereksinimli çocuklarımızın okullarını açıyoruz.” Ayrıca mesleki ve teknik liselerde tüm sınıflar açıldı.

Anaokulları, ilkokullar ve meslek liseleri de dahil olmak üzere toplam 10 milyondan fazla öğrenci yüz yüze eğitime başlamış durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz günlerde, üniversite öğrencileri arasında bu tür bir uygulamaya yaygın bir muhalefet olmasına rağmen hükümetin yakında üniversiteleri yeniden açmayı planladığını açıkladı. Erdoğan’ın üniversitelerle ilgili açıklamasının ardından on binlerce genç sosyal medyada #OnlineEğitimİstiyoruz etiketiyle muhalefetini dile getirdi.

Öğrenciler, haklı olarak, üniversiteleri yeniden açma adımının eğitimle ilgili kaygılardan değil, pandeminin ortasında ekonomiyi ve kâr akışını işler durumda tutma amacından kaynaklandığını belirtiyorlardı. Ayrıca işçi sınıfı gençleri arasında, öğrenci kredilerine karşı borcun iptal edilmesi talebiyle bir hareket gelişiyor. 5 milyondan fazla gencin öğrenci kredisi borcu var ve yaklaşık 280 bini bu borçtan dolayı icralık oldu.

Sağlık Bakanı Koca, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Bu dönemde açılan sınıflarda, vaka sayılarında, pozitif bulduğumuz vaka sayısında bir artış olmadığını görüyoruz. Hatta açılmayan sınıflara göre kısmen düşüşlerin olduğunu biliyoruz.” Herhangi bir bilimsel analize veya araştırmaya dayanmayan bu saçma açıklama, hükümetin öğrencilerin, öğretmenlerin ve daha binlerce insanın canı pahasına yüz yüze eğitim ve “sürü bağışıklığı” politikası konusunda ısrar edeceğini göstermektedir.

Nitekim Samsun’daki bir ortaokulda bu hafta en az üç öğrenci ve iki öğretmen pozitif çıktı ve 240 öğrenci karantinaya alındı.

Ordu’nun Fatsa ilçesinde de bir öğretmen ve bir öğrenci koronavirüse yakalandı ve 30 kişilik sınıf karantinaya alındı.

Hükümet, doğru olmayan verilere dayanarak bu politikayı uygulamaya devam ederken, her türlü kapanma talebini reddediyor ve şiddetli bir pandeminin ortasında işe geri dönmek zorunda kalan işçi sınıfı içinde artan muhalefeti bastırıyor.

Pandeminin neredeyse başından beri milyonlarca işçi ayda yalnızca 1.170 lira ödeme alarak ücretsiz izine çıkmaya zorlandı. Erdoğan hükümeti, burjuva muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) oylarıyla, yüz binlerce, hatta milyonlarca işçi için açlık koşulları anlamına gelen zorunlu “ücretsiz izin” sürecini Temmuz 2021’e kadar uzattı. Asgari ücretin 2.300 lira civarı olduğu Türkiye’de, dört kişilik bir aile için aylık açlık sınırı yaklaşık 2.400 lira.

Bu koşullar altında, herhangi bir protestonun hızla bir toplumsal patlamayı tetikleyebileceğinden korkan hükümet, her türlü toplumsal muhalefet işaretini bastırmaya çalışıyor. Çarşamba günü polis, Ankara’da bir hastane önünde COVID-19 pandemisi üzerine basın açıklaması yapmaya çalışan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) üyelerine saldırdı. Polis, sağlık emekçileri de dahil olmak üzere grubun sekiz üyesini gözaltına aldı.

Grubun daha sonra internette yayınladığı bir raporda, pandeminin başından beri sağlık emekçileri de dahil olmak üzere en az 294 işçinin COVID-19’dan hayatını kaybettiği vurgulanıyor ve “Salgının ilk günlerinden beri ısrarla belirttiğimiz gibi, bu sürede izlenen politikalarla salgın adım adım bir işçi sınıfı hastalığına dönüştürüldü,” deniyordu. Açıklamada iş cinayetlerine, salgına, işsizliğe, açlığa ve güvencesiz çalıştırmaya karşı tüm emekçiler işyerlerinde “salgın komiteleri” oluşturmaya çağrıldı.

Bu “salgın komiteleri” çağrısı, hem sendikaların pandemi konusunda egemen sınıfla gerici işbirliğine karşı artan öfkeyi ve hayal kırıklığını hem de Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin (WSWS) artan siyasi etkisini yansıtmaktadır. WSWS’nin açıkladığı gibi, bugün uluslararası düzeyde gelişmekte olan iş güvenliği taban komiteleri kampanyası, ancak sendikalardan ve düzen partilerinden tamamen bağımsız bir şekilde uluslararası ve sosyalist bir perspektife dayanıyorsa, kapitalist ölüm politikasına karşı ileriye giden bir yol sunabilir. Böyle bir perspektif için mücadele eden tek siyasi eğilim, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’dir (DEUK).