Hükümet HDP’ye ve muhalefete yönelik baskıyı arttırıyor

Ulaş Ateşçi
26 Eylül 2020

Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik süregiden baskı, dün, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014’teki “Kobani eylemleri”ne yönelik soruşturması kapsamında polisin 20 kişiyi gözaltına almasıyla daha da arttırıldı. Diğer 61 şüphelinin yurt dışında olduğunu açıklayan başsavcılık, aynı soruşturma kapsamında, HDP’nin yedi milletvekili hakkında dokunulmazlıklarının kaldırılması talebiyle fezleke düzenleneceğini duyurdu.

Bu antidemokratik siyasi operasyon, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın soruşturmayı yürüten savcıyla görüşmesinden birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Gözaltına alınan HDP’liler arasında, Kars Belediyesi Eş Başkanı Ayhan Bilgen, Sırrı Süreyya Önder, Ayla Akat Aka, Emine Ayna, Beyza Üstün ve Altan Tan gibi eski milletvekilleri ve partinin dış ilişkiler komisyonu üyesi Nazmi Gür var. Sırrı Süreyya Önder, hükümetin PKK ile sözde “barış süreci” sırasında “İmralı heyeti”nin üyesiydi. Irak’ta ve Suriye’de Türkiye’nin elini güçlendirmek için PKK’yi kullanmayı amaçlayan bir stratejinin parçası olan “barış süreci”, Washington’ın Kürt milliyetçilerini Suriye’deki başlıca vekil gücü yapmasıyla çökmeden önce, 2009 ile 2015 yılları arasında zaman zaman kesintiye uğrayarak devam etmişti.

Başsavcılık, yaptığı açıklamada, “PKK/KCK terör örgütü ve sözde örgüt yöneticileri ile bazı siyasi parti yönetici ve partililer hakkında” soruşturma başlatıldığını ve “82 şüphelinin gözaltına alınmasına” karar verildiğini belirtti.

HDP’nin hapiste bulunan eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ, soruşturma kapsamında tutuklu bulunuyor. Demirtaş ile Yüksekdağ, Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) desteğiyle milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırdığı 2016’dan beri hapisteler.

Başsavcılık açıklamasında ayrıca şu iddialara yer veriliyor: “6, 7, 8 Ekim 2014 tarihlerinde, ülke genelinde 'Kobani' olayları olarak bilinen terör amaçlı eylemlerde PKK/KCK terör örgütü sözde yöneticileri, örgütün gençlik yapılanması, kadın yapılanması ve şehir silahlı yapılanması ile HDP MYK üyeleri ve eş başkanlarınca sosyal medya hesapları ile PKK/KCK terör örgütünün bazı basın yayın organlarında, Fırat Haber Ajansı ve gençlik yapılanması, kadın yapılanması vb üzerinden halka sokağa çıkıp terör eylemleri gerçekleştirmeleri yönünde çok sayıda çağrı yapıldı.”

“Kobani protestoları”, Erdoğan hükümetinin, KCK’nin Suriye şubesi olan Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG), Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Kobani’ye yönelik saldırısı sırasında yardım etmeyi reddetmesi üzerine patlak vermiş ve ülke geneline yayılmıştı. Ağırlıklı olarak Kürt illerinde yoğunlaşan protestolar sırasında, yaklaşık 40 kişi, ya polis tarafından ya da İslamcı milislerle yaşanan çatışmalarda öldürüldü. Ne var ki, 2014 Ekim ayının sonunda, hükümet, Iraklı Kürt peşmergelerin, Kobani’deki YPG milislerini IŞİD’e karşı takviye etmeleri için Türkiye topraklarından geçmesine izin verdi.

Dün, polis, eş zamanlı olarak, “İsimsizler Hareketi”ne yönelik ayrı bir soruşturma kapsamında, çeşitli illerde 24 kişiyi gözaltına aldı. Anadolu Ajansı’na göre, operasyonunun nedeni, “Sosyal medyada ‘İsimsizler Hareketi’ adı altında örgütlenerek halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek, seçilmiş hükümeti yıpratmak ve kamuoyunda yankı uyandırmak amacıyla provokatif paylaşımlar” yapmak ve “devlet büyüklerine hakaret” etmekti.

Gazete RED yazarı Hakan Gülseven gün içinde serbest bırakılırken, aralarında yazar Temel Demirer, gazeteci Zeynep Kuray, avukat Tamer Doğan ile Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) sözcüsü Perihan Koca’nın bulunduğu diğer kişiler hâlâ gözaltındalar.

Resmi olarak ayrı soruşturmalarla ilişkili olmalarına rağmen eş zamanlı olarak yapılan bu iki operasyon, işçiler arasında hükümetin COVID-19 pandemisi karşısında izlediği politikaya yönelik toplumsal öfkenin arttığı ve komşu Yunanistan’da, Atina’nın aynı öldürücü sürü bağışıklığı politikasına karşı kitlesel protestoların patladığı koşullarda gerçekleşiyor.

Erdoğan hükümetinin diğer kaygısı, HDP de dahil olmak üzere burjuva muhalefet partileri arasında, Washington’la ve Avrupa Birliği (AB) üyesi emperyalist devletlerle daha açık işbirliği içinde bir hükümet kurmak üzere potansiyel bir ittifakın gelişiyor olmasıdır.

AB, İspanyol devletinin 2017’deki Katalan bağımsızlık referandumuna yönelik baskısına ve ardından da Katalan milliyetçisi politikacıları hapse atmasına ses çıkarmamışken, Avrupa Komisyonu sözcüsü Ana Pisonero, Erdoğan’ın HDP’ye yönelik baskısını ikiyüzlüce kınayarak, “Daha resmi ve üst düzey bir tepki konusunda beklemedeyiz” uyarısında bulundu.

Son dönemde sık sık “İlk seçimlerde dostlarımızla birlikte iktidar olacağız” diyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu “dostları”, sadece aşırı sağcı seçim müttefiki İYİ Parti’yi değil ama potansiyel olarak hem HDP’yi hem de AKP’den kopan eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ni ve eski ekonomi bakanı Ali Babacan’ın Demokrasi ve Atılım Partisi’ni (DEVA) kapsamaktadır.

HDP’nin hapisteki eski önderi Demirtaş, kısa süre önce, “Geçmişten ders çıkararak demokrasi, özgürlük, barış ve ekonomik refah için daha cesur ve büyük siyasi hamleler, geniş ve açık ittifaklar yapabilmeliyiz” çağrısında bulunmuştu.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, dün yaptığı açıklamada, “Bu operasyon barışa çağrı deklarasyonumuz ve anti-faşist blok çalışmalarımıza iktidarın yanıtıdır,” diye belirtiyordu.

HDP’nin Erdoğan’a karşı sözde “anti-faşist” potansiyel müttefiklerinden biri olan Kılıçdaroğlu, yapılan açıklamaya göre Sancar’ı arayarak partisinin dayanışmasını iletti ve “Muhalefete yönelik bu tür saldırı ve operasyonların, iktidarın her alandaki sıkışmışlığıyla bağlantılı olduğunu” söyledi.

2014’te başbakan olan Davutoğlu’nun yeni kurulan Gelecek Partisi’nin sözcüsü de HDP’ye yönelik baskıyı ikiyüzlü bir şekilde kınayarak şunları söylüyordu: “Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, haksızlıklar ve zulüm karşısında dimdik durarak bu imtihanı vermeliyiz.” DEVA ise, “Yargıyı araçsallaştıran siyaset anlayışı adalet duygusunu ezdikçe terör örgütlerini sevindirir,” açıklamasını yaptı.

Bununla birlikte, AKP hükümetinin muhalefete yönelik artan baskısı, Ankara ile onun NATO üyesi emperyalist müttefikleri arasındaki daha kapsamlı anlaşmazlıklarla da bağlantılıdır. Suriye savaşı da bunlardan biridir.

Washington’ın Suriye özel temsilcisi James Jeffrey, geçtiğimiz Pazar günü, bir Kürt “özerk yönetimi” oluşturmak amacıyla rakip Kürt örgütleri arasında yapılan birlik görüşmelerine nezaret etmek üzere Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir ABD askeri üssünü ziyaret etti. Böylesi bir oluşum, ABD’nin Suriye’nin petrol üretilen bölgesinde kalıcı askeri işgaline siyasi bir paravan işlevi görecek.

Görüşmeler, Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) ile YPG’nin siyasi kolu olan Demokratik Birlik Partisi (PYD) önderliğindeki Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) arasında yapılıyor. Ankara, daha önce, bu girişimin iki ana destekçisi olan Washington ile Paris’i, “PKK-YPG’yi meşrulaştırmayı” ve Suriye’de bir “terör devleti” kurmayı amaçlamakla suçlamıştı. Türkiye, son yıllarda, ABD destekli Kürt güçlerini Türkiye-Suriye sınırından sürmek için Suriye’ye çok sayıda harekât düzenledi.

Hükümetin Suriye’deki Kürt milliyetçisi güçlere karşı yeni bir askeri operasyona hazırlandığına dair söylentiler de artıyor. Jeffrey’in ziyaretinden sonra Rudaw’a konuşan PYD sözcüsü Sema Begdaş, bu konuyla ilgili olarak Jeffrey’in şunları söylediğini belirtti: “Türkiye, Fırat’ın doğusuna veya şu anda kendi kontrolü altında olmayan herhangi bir yere saldırmamalıdır. Aksi takdirde, ABD, geçmiştekinden farklı olarak, bunu engelleyecek ve ona yaptırım uygulayacaktır.” BBC Türkçe’nin haberine göre ise, PYD önderi Salih Müslim, “Son HDP operasyonu ile iç savaş kapısı aralanmıştır,” uyarısında bulundu.

Dışarıdaki savaş ile içerideki polis devleti uygulamaları arasındaki doğrudan bağlantı, emperyalist savaşa karşı çıkmadan demokratik hakların savunulamayacağını göstermektedir. Ne var ki, CHP veya Kürt milliyetçisi partiler gibi emperyalizme göbekten bağlı olan burjuva partileri, böylesi bir mücadeleyi vermekten Erdoğan hükümeti kadar acizdir. Bu mücadeleyi verebilecek tek güç, sosyalist ve enternasyonalist bir program temelinde birleşip harekete geçen uluslararası işçi sınıfıdır.

Ayrıca bakınız:

Hükümetin milletvekillerine yönelik saldırısının arkasında yatanlar
[8 Haziran 2020]

Türk ordusu Irak Kürdistanı’na kara harekatı başlattı
[20 Haziran 2020]

ABD Suriye’deki askeri müdahalesini arttırıyor
[22 Eylül 2020]