Yunanistan-Türkiye anlaşmazlığı Doğu Akdeniz’de savaş tehlikesini arttırıyor

Alex Lantier
3 Eylül 2020

Türkiye ile Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’de artan cepheleşme, yeni ve tehlikeli bir aşamaya ulaştı. Bu NATO üyesi devletlerin üst düzey yöneticileri, bu çatışmada Akdeniz’i ve dünyayı ateşe verebilecek şekilde birbirlerine açıkça savaş açma tehdidinde bulunuyorlar.

Geçtiğimiz Perşembe günü, Türk F-16 jetleri, Girit açıklarındaki Yunan F-16’larının Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin petrol ve doğalgaz için sondaj yaptığı tartışmalı bölgelerin üzerinden geçmesini engelledi. Temmuz ayında, Yunan ve Türk deniz kuvvetleri birbirlerinin üzerine ilerlemiş, Berlin’in son dakikada Ankara’yı araması ve Türk gemilerinin rotalarını değiştirmesiyle bir çatışma önlenmişti. Fransa’nın Yunanistan’ı desteklemek için savaş gemileri ve Rafale jetleri göndermesiyle birlikte gerilimler Ağustos ayında daha da tırmandı.

Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanlarının Berlin’deki Cuma günü toplantısı, Türkiye’ye karşı Yunanistan’ı destekleyerek daha saldırgan bir duruşa kayıldığına işaret ediyordu. Toplantının ardından açıklama yapan dış politika şefi Josep Borell şunları söyledi: “Avrupa Birliği’nin çıkarlarını savunma, Yunanistan ve Kıbrıs ile dayanışma gösterme konusunda net ve kararlıyız. Türkiye tek taraflı adımlardan kaçınmak zorunda.”

Türkiye’ye ait General Dynamics F-16 Fighting Falcon (Kaynak: Robert Sullivan/Wikipedia)

Borell, bu ayın ilerleyen tarihlerinde AB’nin Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırım kararı alabileceğini belirtti. “Türkiye ile Yunanistan ve Kıbrıs arasında diyalog yoluyla çözüm arama girişiminde Almanya’nın gösterdiği çabalara” teşekkür eden Borell, AB’nin Türkiye konusunda “giderek artan hayal kırıklığını” ifade etti ve Türk yetkililere karşı yaptırım teklifinde bulundu. Borell, daha geniş “kısıtlayıcı tedbirler 24-25 Eylül’deki Avrupa Konseyi toplantısında tartışılabilir,” diye ekliyordu.

Gelen sorular üzerine Borell, AB’nin “Türkiye ekonomisinin Avrupa ekonomisi ile daha ilişkili olduğu” sektörleri hedef alabileceğini söyledi.

Aynı gün, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın Yunanistan’da konuşlanmasını Fransa, Britanya ve ABD’nin Suriye’yi bombalarkenki “kırmızı çizgi” politikasıyla karşılaştıran olağanüstü bir tehditte bulundu. Suriye yönetiminin kimyasal silah kullandığı yönündeki düzmece iddialara dayanan 2018’deki söz konusu bombardıman, Moskova’nın Suriye hava savunmasını güçlendirme çalışmalarını hızlandırmasına yol açmıştı.

Macron, politikasının, saldırgan askeri politikanın tek yol olduğu görüşüne dayandığını söyledi. “Akdeniz’in egemenliği söz konusu olduğunda, eylemlerde ve sözlerde tutarlı olmalıyım” diyen Macron şöyle devam ediyordu: “Türklerin sadece bunu (sözler ile eylemlerin tutarlı oluşunu) dikkate aldığını ve buna saygı duyduğunu söyleyebilirim… Fransa’nın bu yaz yaptığı önemliydi: Bu bir kırmızı çizgi politikasıdır. Bunu Suriye’de yapmıştım.”

Bu hafta sonu, Türk yetkililer, buna, Yunanistan’ın AB tarafından desteklenen politikasının savaş çıkarabileceği uyarısında bulunarak karşılık verdiler. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in, doğrudan Türkiye kıyıları açıklarında bulunan adalar dahil olmak üzere Yunanistan’ın münhasır ekonomik bölgesini altı milden 12 mile çıkarma tehditlerinden ve Yunanistan’ın bu adalardaki kara gücünü takviye ettiğine dair haberlerden söz ettiler.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Bu bir savaş nedenidir” derken, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay “Bu savaş sebebi olmayacak da ne olacak?” açıklaması yaptı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise, “Akdeniz'de en uzun kıyı şeridine sahip ülkemizi kimse Antalya sahillerine hapsedemez,” dedi. Ankara, hâlihazırda, İsrail’den başlayıp Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden İtalya’ya ve Avrupa ana karasına gelmesi planlanan doğalgaz boru hatlarını engelleyecek şekilde, denizlerde geniş çaplı sınırlar belirlemiş durumda.

Doğu Akdeniz’deki çatışma, onlarca yıldır devam eden emperyalist savaşların, özellikle de NATO’nun 2011’den bu yana Libya, Suriye ve Irak’ta yürüttüğü savaşların sonucudur. Bu savaşlar, Libya’yı on yıllık bir savaşa sürüklemiş ve Suriye’de NATO destekli milisler ile Rusya, Çin ve İran destekli Şam yönetimi arasında yıkıcı bir vekil savaşını tetiklemişti. Şimdi ise denizaltındaki petrol ve doğalgaz kaynakları üzerine olan rekabet, bölgedeki fitili ateşliyor ve I. Dünya Savaşı’nın başladığı 1914’te olduğu gibi bölgesel ve küresel bir savaş tehlikesi yaratıyor.

Hem Türkiye’deki hem de on yıldır süren AB kemer sıkma programları eliyle yıkıma uğrayan Yunanistan’daki hükümetler halk içinde destek kaybediyor ve savaş hummasını kışkırtarak kendilerine destek sağlamaya çalışıyorlar. Bununla birlikte, bu politika, Avrupa’yı I. Dünya Savaşı’na sürükleyen ve Akdeniz’deki anlaşmazlığı amansızca körükleyen ekonomik rekabetlere benzer şekilde, pazarlar ve stratejik avantajlar üzerindeki küresel çatışmaların girdaplı bir bataklığında ortaya çıkıyor.

Jeopolitik olarak bölge, yalnızca ABD’nin ve Avrupa’nın Suriye yenilgisinden sonra Ortadoğu ve Afrika’da ağırlıklarını yeniden ileri sürme çabaları açısından değil, aynı zamanda Avrupa’nın enerji tedariki ve Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’yle Ortadoğu üzerinden Avrupa ile ticari bağlar kurma girişimleri açısından da kritik önem taşımaktadır.

ABD emperyalizminin eski hegemonik konumunun çözülmesinin çatışmayı körüklüyor olduğu, yaygın biçimde kabul ediliyor. New York Times, “Akdeniz’de Yeni Bir Game of Thrones Var” başlıklı başyazısında, ABD’nin etkisinin çökmesinin geniş kapsamlı sonuçlarına dikkat çekti.

“Yeni ve tehlikeli bir krizde… yalnızca Almanya, akıl sağlığına geri dönüşe aracılık etme gücüne sahip görünüyor,” diye belirten başyazı şöyle devam ediyordu: “Daha önceki bir dönemde ABD, 1996'da Yunanistan ile Türkiye’nin neredeyse savaşa girdiği sırada yaptığı gibi, ihtilaflı NATO ortaklarını ayırmak için adım atmış olurdu. Başkan Trump, müzakereye davet etmek için Bay Erdoğan’ı aradı ama bunun hiçbir etkisi olmadı—Trump yönetimi altındaki Amerika Birleşik Devletleri, geçerli bir arabulucu olarak görülmüyor…”

Dahası, Libya savaşı, hem Ortadoğu hem Avrupa ülkelerini Trablus’taki İslamcı rejimin Türkiye gibi destekleyicileri ile Mısır sınırı boyunca uzanan doğudaki savaş ağası Halife Hafter’in destekleyicileri şeklinde böldü.

EUobserver adlı web sitesi, “Avrupa, büyük Ortadoğu çatışmasına nasıl karışıyor” başlıklı bir yazıda şunları belirtiyordu: “Bir tarafta, Türkiye, Katar, bölgesel bir hareket olan Müslüman Kardeşler ve İran’dan oluşan ‘devrimci ittifak’ var. Diğer tarafta ise, Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail’den oluşan ‘statükocu antant’ı görüyoruz. … Fransa, Yunanistan ve Kıbrıs statükocu antantı desteklerken, İspanya ve Malta devrimci ittifakı desteklemeye daha hazır görünüyor; İtalya ise duruma göre hareket ederek önüne bakmadan ilerliyor.”

Çözümsüz anlaşmazlıklarla bölünmüş durumda olan AB, görünen o ki kendisini Türkiye’ye karşı en saldırgan politika etrafında birleştirmeye çalışıyor. Bu hafta sonu, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Fransız büyükelçilerin bir toplantısına hitap etmesi için Alman mevkidaşı Heiko Maas’ı davet etti. Toplantı, Fransa’nın 2022’de başlayacak AB dönem başkanlığına hazırlık olarak düzenlenmişti. Le Drian, Fransa’nın planları “açıkça Almanya’nın başkanlığı döneminde yapılanları sürdürmek ve tamamlamak üzere formüle edilecek,” diye belirtti.

Maas ise, ABD’nin Çin’e karşı savaş yöneliminin ortasında, AB için kritik sorunun saldırgan ve bağımsız bir küresel politika geliştirmek olduğunu açıkça ortaya koydu. “Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın geri kalanına her zamankinden daha doğrudan bir şekilde Çin ile rekabetinin merceğinden bakıyor,” diyen Maas şöyle devam ediyordu: “Buna paralel olarak, Trump’ın seçilmesinden bu yana, Amerika’nın istikrarı sağlayan küresel bir güç rolünü oynama istekliliği azaldı. Çin’in onun geride bıraktığı jeopolitik boşluğa zorla girdiğini, sahadaki gerçekleri ortaya çıkardığını ve bize ait olamayacak yöntemleri kullandığını da biliyoruz.”

Maas, Türkiye konusunda, AB dışişleri bakanları toplantısının şunu açıkça ortaya koyduğunu ekliyordu: “Türkiye’nin Libya ve Doğu Akdeniz’deki istikrar bozucu politikası daha fazla hoş görülemez. Avrupa’nın egemenliği, Yunanistan ve Kıbrıs dahil olmak üzere bütün üye devletlerin egemenliğini korumaktadır.”

Ne var ki Alman veya Avrupa emperyalizminin Akdeniz’deki anlaşmazlıklara barışçıl bir şekilde hakemlik edeceğini savunanlar, tarihe karşı büyük bir bahse giriyorlar. Dünya genelinde emperyalist savaşlara ve hükümetlerin COVID-19 pandemisi karşısındaki kötü yönetimine karşı artan grevlerin ve protestoların ortasında, kritik sorun, işçi sınıfının savaş karşıtı sosyalist bir hareket içinde birleştirilmesidir.

Ayrıca bakınız:

Doğu Akdeniz’deki doğalgaz ve petrol kaynaklarının kontrolü üzerine çatışmalar
[24 Şubat 2020]