Lukaşenko Belarus’ta askeri baskı tehdidinde bulunurken ABD muhalefet lideriyle görüşme başlattı

Clara Weiss
27 Ağustos 2020

9 Ağustos’ta düzenlenen Belarus devlet başkanlığı seçimlerini yüzde 80 oyla kazandığını iddia eden Aleksandr Lukaşenko’nun rejimi, devam eden grevlerin ve protestoların ortasında, protestoculara topyekûn askeri baskı tehdidi savuruyor.

Pazar günü çeşitli kentlerde yine kitlesel protestolar düzenlendi. Minsk’teki protestoların, tahminen 100 bin kişinin sokaklara çıktığı bir önceki Pazar günkü protestolar kadar büyük olduğu söyleniyor. Ülkenin batısında bulunan Grodno kentinde, yaklaşık 20 bin kişi, istifa etmesi talebiyle Lukaşenko’ya karşı gösteri yaptı. Grodno bölgesi, Minsk’le beraber, ülkeyi iki haftadır saran grev hareketinin ana merkezi konumunda.

Protestocular, yeni seçim düzenlenmesini talep etti ve birçoğu greve giden Soligorsk’taki madencilere ve Minsk’teki traktör fabrikası işçilerine destek sloganları attı. Minsk’teki protesto sırasında geniş çaplı bir polis ve asker varlığı söz konusuydu. Askerler, kent merkezindeki II. Dünya Savaşı anıtlarının etrafını sardılar. Savunma Bakanlığı, daha önce bir açıklama yaparak “sert biçimde” uyarıda bulunmuştu: “Bu yerlerde düzenin ve huzurun bozulması durumunda, polisle değil, ordu ile başa çıkmak zorunda kalacaksınız.” Savunma Bakanlığı ayrıca protestocuları “faşistler” diyerek suçluyordu.

16 Ağustos’ta Minsk’te düzenlenen protesto

Protesto sona erdikten sonra, Lukaşenko’yu Minsk’in boş sokaklarının üstünde uçarken ve “sıçanlar gibi dağılmışlar” derken gösteren olağandışı sahneler yayımlandı. Elinde otomatik bir tüfekle başkanlık konutunda helikopterden iniyor ve ağır silahlı güvenlik personeli tarafından alkışlanıyordu.

Kitlesel mitingler ve grevler, rejimin seçim sonuçlarına karşı 9-10 Ağustos’ta düzenlenen protestolara verdiği sert yanıtla tetiklenmişti. Gösterilerin ilk haftasında 7 binden fazla kişi tutuklandı ve 80 kişi hâlâ kayıp. Tutuklulara işkence yapıldığına, kadınlara çocuk sahibi olmalarını engelleyecek şekilde cisimlerle tecavüz edildiğine dair haberler var. Kitlesel protestolar ve grevler büyümeye devam edince, rejim ilkin protestolara karşı şiddet düzeyini azalttı. Ancak şimdi göstericilerle ve özellikle greve giden işçilerle tamamen karşı karşıya gelmeye karar vermiş durumda.

Binlerce madencinin 11 Ağustos’tan beri grevde olduğu Soligorsk’taki grev komitesinin önderi, Pazartesi günü tutuklandı. Muhalefetin Koordinasyon Konseyi’nin iki üyesi, Pazartesi sabahı Minsk Traktör Fabrikası’ndaki grevci işçilerle konuşmaya çalışırken polis tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan biri, muhalefet lideri Svetlana Tikhanovskaya’nın temsilcisi Olga Kovalkova.

Rejim, özellikle grevci işçilere yönelik baskısını arttırmış durumda. İşçiler işten çıkarılmakla ve ücret alamamakla tehdit ediliyor. Lukaşenko, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, grevlerin olduğu bütün devlet işletmelerinin kapatılması ve ardından istediklerinin işe almaları gerektiğini ilan etti.

Lukaşenko daha önce de Soligorsk’taki grevci madencilerin yerine Ukrayna’nın Donbass bölgesinden madencileri getirtme tehdidinde bulunmuştu. Greve giden işçilerin yerlerini almaları için Rus işçilerin Belarus’a getirildiğine dair haber var. Basında somut yeni grev sayısı ve grevci işçi sayısı bildirilmezken, belzabastovka.org web sitesi, ülkede halen 150 grev olduğunu belirtiyor.

Alman ekonomi gazetesi Handelsblatt, Pazartesi günü, grev hareketi nedeniyle Belarus ekonomisinin çöküşün eşiğinde olduğunu yazdı. Handelsblatt’a göre, işçilerin greve gittiği devlet şirketleri, 60 milyar doların altında olan GSYİH’nin 10 milyar dolarını oluşturuyordu. Lukaşenko’nun ekonomi danışmanı, grevler nedeniyle şimdiden “milyarlarca dolar”ın kaybedildiğini söylüyordu. Handelsblatt, protestoların başlamasından bu yana Belarus rublesinin “serbest düşüş” halinde olduğunu belirtti.

Hiç şüphe yok ki, Belarus’taki otoriter rejime yönelik muhalefetle beraber devasa toplumsal ve ekonomik hoşnutsuzluk, süregiden protesto ve grevlerin arkasındaki ana itici faktörleri oluşturuyor. Belarus’taki işçiler neredeyse hiçbir işçi hakkına sahip değil. Şirketler tüm işgücünü sadece yedi gün önce yapılan bir bildirimle işten çıkarabiliyor ve iş sözleşmelerinin ezici çoğunluğu geçici sözleşmeler. 2019’da aylık ortalama maaş sadece 500 dolardı.

İşçi sınıfına yönelik bu şiddetli baskı ve sömürü, yalnızca işyerlerinde acımasız bir gözetleme ve terör rejimi uygulayan devlet onaylı sendikalar tarafından onaylanmıyor. Şimdi kendilerine işçi hakları savunucuları süsü veren sözde “bağımsız” sendikalar da, Lukaşenko rejimini ortaya çıkaran koşulları yaratan kapitalist restorasyonu desteklediler. ABD emperyalizminin hem içerideki hem dışarıdaki bir kolu işlevi gören AFL-CIO dahil olmak üzere çeşitli uluslararası sendikal örgütlerle bağları bulunan bu “bağımsız” sendikalar, şimdi AB yanlısı muhalefeti destekliyorlar.

Lukaşenko rejiminin grev hareketine yönelik baskısı, muhalefetin ve sendikaların sağcı politikası eliyle kolaylaştırılıyor. Muhalefetin önde gelen figürleri, SSCB’nin yok edilmesi ve Belarus’ta kapitalizmin restore edilmesi ile bağlantılı kişiler. Onlar da en az Lukaşenko rejimi kadar işçi sınıfının sosyal ve demokratik haklarına düşmanlar ve her şeyden önce grev hareketini sona erdirmekle ilgileniyorlar.

Svetlana Tikhanovskaya önderliğindeki muhalefet, her ne kadar Rusya ile bağları koparmayı arzulamadığını ilan etse de, AB ve NATO ile daha sıkı bir işbirliği yönelimine sahiptir. Muhalefetin birçok önderi, Rusçanın ülkedeki resmi bir dil olarak statüsünü sona erdirmeye çalışan, adı çıkmış Belarus milliyetçileridir.

Geçtiğimiz hafta, AB tarafından düzenlenen olağanüstü zirve, Lukaşenko rejimini muhalefetin Koordinasyon Konseyi ile görüşmeleri başlatmaya çağırmıştı. AB, 9 Ağustos seçimlerinin sonucunu tanımıyor. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Stephen Biegun, bu hafta sonu Washington’ın Litvanya’daki Tikhanovskaya ile doğrudan görüşmelerini başlattı.

Tikhanovskaya, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, “Belarus halkına desteğinden dolayı ABD’ye minnettar olduğunu” ilan etti. Rusya’da yayımlanan Gazeta.Ru’ya göre bu toplantı, Belarus’taki kitlesel protestoların başlamasından beri ABD Dışişleri Bakanlığı ile muhalefet lideri arasındaki ilk resmi temastı. Biegun, şimdi, Rusya ve Ukrayna hükümetleriyle Belarus’taki krizi görüşmek üzere Moskova’ya ve Kiev’e gidiyor.

Muhalefetin önderlerinden Valery Tsepkalo, geçtiğimiz Perşembe günü, Batı’nın Svetlana Tikhanovskaya’yı Belarus “devlet başkanı” olarak tanımasını sağlamaya çalıştığını belirtmişti. Tsepkalo, Trump yönetiminin Juan Guaidó etrafındaki sağcı güçler aracılığıyla Nicolás Maduro hükümetini devirmeye uğraştığı ancak başarısız olduğu Venezuela’ya dikkat çekerek, “böyle bir emsal oluşturuldu ve prensipte, [Belarus’ta] aynısını yapmak mümkün,” diyordu.

Muhalefet, AB ve ABD ile devam eden görüşmelerinin ortasında, artan grev ve protestolar nedeniyle derin bir krize sürüklenmiş durumda. Yeni seçim çağrısı yapan ve Lukaşenko rejimiyle müzakere yürütülmesinde ısrar ederken bile Tikhanovskaya, muhalefetin kendisini son seçimin galibi ilan ettiği haftalardan sonra, kendisinin ya da hapiste olan eşinin yeni devlet başkanlığı seçimlerinde aday olmayacağını açıkladı. Muhalefet henüz bir devlet başkanlığı adayı göstermedi.

Kremlin, AB’nin ve NATO’nun muhalefete giderek daha açıktan destek vermesine karşılık olarak, Lukaşenko’ya ve özellikle de grev hareketini bastırma girişimine destek verme noktasına geldi. Kremlin şimdiye kadar muhalefetin Koordinasyon Konseyi ile müzakerelere girmeyi reddediyor ve “dış güçler”in Belarus krizine müdahalesini kınıyordu.

Belarus’taki grev hareketi, işçi sınıfının devasa toplumsal ve siyasi gücünü göstermiştir. Ancak işçiler olağanüstü tehlikeli bir durumla karşı karşıya bulunuyorlar. İleriye giden tek yol, ancak kapitalist sınıfın ve sendikaların bütün hiziplerinden tam bir kopuş yaparak ve Troçkist hareketin Stalinizme karşı verdiği mücadelenin derslerine dayanan sosyalist ve enternasyonalist politikaya dönerek bulunabilir.