Yunan ve Türk savaş gemileri Ege Denizi’nde çatışmanın eşiğine geldi

Alex Lantier
25 Temmuz 2020

Bu hafta Ege Denizi’nin güneyindeki Yunan adası Kastellórizo/Meis açıklarında sondaj yapacak Türk gemilerine eşlik etmek üzere düzenlenen deniz seferi, NATO müttefikleri Türkiye ile Yunanistan arasında neredeyse savaşa dönüşüyordu.

Bu olay, 2011’de Albay Muammer Kaddafi rejimini deviren NATO savaşının tetiklediği Libya iç savaşı konusunda emperyalist NATO ittifakı içindeki bölünmelerin arttığı koşullarda gerçekleşti. Libya’daki Vatiyye hava üssünün bombalanıp oradaki Türk istihbarat görevlilerinin yaralanmasından sadece birkaç hafta sonra, Fransa tarafından desteklenen Mısır, Türkiye destekli güçlere karşı Libya’ya asker gönderilmesiyle ilgili tezkereyi parlamentoda kabul etti. Ortadoğu ve Akdeniz çevresinde onlarca yıldır devam eden emperyalist savaşların zincirlerinden boşalttığı çatışmaların artık NATO ittifakını parçalamakla tehdit ettiği her zamankinden daha açık geliyor.

Türkiye, sismik araştırma gemisi Oruç Reis’in 21 Temmuz’dan itibaren hidrokarbon aramak için deniz kuvvetleri refakatinde denize açılacağını ilan etmişti. Kastellórizo/Meis yakınlarında, Yunan hava sahasında Yunan jetleri Türk F-16 savaş uçaklarının yolunu keserken, 18 Türk savaş gemisi, Yunanistan’ın kendi Münhasır Ekonomik Bölge’sinin (MEB) parçası olduğunu iddia ettiği sulara girecek gemilere eşlik etmek üzere hazır hale getirildi. Uzman Vassilis Nedos, muhafazakar Yunan gazetesi Kathimerini’ye verdiği demeçte, Yunan kuvvetlerinin ayrıca bölgede faaliyet yürüten Türk insansız hava araçlarını ve Özel Kuvvet birliklerini tespit etmiş olduğunu söyledi.

Rodos’ta bir Yunan Deniz Kuvvetleri gemisi. (Kaynak: Flickr.com/seligmanwaite)

12 Türk savaş gemisinin Oruç Reis ile birlikte denize açılmasına, Yunan hükümeti Genelkurmay Başkanı Konstantinos Floros’u Kıbrıs’tan çağırıp tüm silahlı kuvvetlerini tam alarm seviyesine geçirerek ve Türk gemilerine karşı bir Yunan filotillası sevk etmeye hazırlanarak karşılık verdi.

Yunan deniz kuvvetleri yetkilileri, basına verdikleri demeçlerde tehdit edici açıklamalarda bulundular. Pentapostagma gazetesine konuşan bir yetkili, “Gerekli emirleri alır almaz daha geniş bir bölgeye daha da fazla savaş gemisi göndermeye hazırız. Filo ekiplerinin morali yüksek. Vakit geldi.” Aynı yetkili, Atina’nın Kastellórizo konusunda “kırmızı çizgi”yi geçmeye hazır olduğunu söylüyordu.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy ise Türkiye’nin araştırma faaliyetine yönelik bütün itirazları kesinlikle reddeden bir açıklama yaparak şunları söyledi: “Yunanistan bu araştırma faaliyetimize itiraz ederek, araştırma sahasının kendi kıta sahanlığında olduğunu iddia etmiştir. Yunanistan bu iddiasını başta Meis olmak üzere, kendi ana karasından uzaktaki adalarının varlığına dayandırmaktadır. Yunanistan’ın bu maksimalist kıta sahanlığı iddiası uluslararası hukuka, içtihada ve mahkeme kararlarına aykırıdır. … Bu nedenle Yunanistan’ın bu iddialarını reddediyoruz.”

Bu noktada Berlin, bölgede topyekûn bir askeri tırmanmayı önlemek için müdahale etti. Almanya Başbakanı Angela Merkel, bundan bir gün önce Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı aramış, Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ise Atina’yı ziyaret etmişti. Merkel daha sonra, Türk ve Yunan donanmaları arasında silahlı bir çatışmayı engellemek için Erdoğan’a ve Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’e telefon etti.

Alman gazetesi Bild’de, yapılan görüşmelere ilişkin haberler çıktı. Gazete, konuyla ilgili şunları yazıyordu: “İki NATO ülkesi arasında her an tırmanmaya yol açabilecek bir durum gelişiyordu. Sonra Merkel müdahale etti.” Gazete, Merkel’in Erdoğan’ı aramasının ardından Türk filosunun rotasını değiştirdiğini ekliyordu.

Alman hükümeti sözcüsü Ulrike Demmer, sonradan yaptığı açıklamada Bild’deki haberi doğruladı. Demmer, Merkel ile Erdoğan’ın “çeşitli meseleleri, özellikle de Libya, Ege ve Doğu Akdeniz’deki durumu ve çeşitli ikili meseleleri” görüştüğünü söyledi. Türkiye’nin sondaj faaliyetlerinin görüşülüp görüşülmediği sorusuna Demmer şu yanıtı verdi: “Konunun Doğu Akdeniz olduğunu doğrulayabilirim. Sondaj kuralları, deniz sınırları ve Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların çıkarılması konusundaki tavrımız iyi bilinmektedir.”

Bununla birlikte, gerilim hâlâ yüksek ve Yunan ordusu Oruç Reis’e refakat eden bölgedeki Türk savaş gemilerini izlemeye devam ediyor.

Perşembe günü, Yunanistan’da birçok insanın bir telefon mesajı almasının ardından bir panik havası oluştu. Yunanistan Savunma Bakanlığı’ndan geliyor gibi görünen mesajda, “askeri bir olay”a karşı “seferber” olmaları söyleniyordu. Sonunda polis, insanlara mesajı dikkate almamalarını belirttiği başka bir toplu mesaj gönderdi. Yunanistan’ın Siber Suç Takibat Müdürlüğü, mesajı kimin gönderdiğini soruşturmakla görevlendirildi.

NATO üyesi emperyalist güçler, Yunanistan-Türkiye anlaşmazlığı konusunda çelişkili tavırlar aldılar. Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron, Yunanistan’la dayanışmasını ilan ettiği ve Türkiye’ye yaptırım çağrısında bulunduğu bir açıklama yaparken, ABD Dışişleri Bakanlığı, Türk yetkilileri, “tüm araştırma faaliyeti planlarını durdurmaya ve bölgede gerilimi yükseltecek adımlardan kaçınmaya” çağırdı. Ancak bakanlık, aynı açıklamada Kastellórizo/Meis açıklarındaki suları “tartışmalı” olarak adlandırarak Atina’yı şaşırttı.

ABD’li Senatör Robert Menendez, Amerikan Helen Enstitüsü’nde düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye’nin bölünmüş durumdaki Kıbrıs adasındaki hak iddialarına saldırdı ve Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasını eleştirerek şunları söyledi: “Tamamen açık olalım: bu suları ‘tartışan’ tek ülke Türkiye’dir. Bu sular Yunanistan’a aittir ve Dışişleri Bakanlığı, tartışmasız bir biçimde ve resmen, bu sular üzerine gerginliğin tek sorumlusunun Türkiye olduğunu kabul etmelidir.”

Bu durum, 2011’deki Libya savaşının bütünüyle istikrarsızlaştırdığı Doğu Akdeniz’deki gerilimleri daha da arttırıyor. Suriye’de ABD önderliğinde yürütülen rejim değişikliği savaşının başarısızlığa uğraması büyük dünya güçleri arasındaki jeopolitik rekabeti çarpıcı biçimde yoğunlaştırırken, Libya’da on yıldır devam eden iç savaşta hangi milis gücünün destekleneceği konusunda NATO içindeki anlaşmazlıklar büyüyor.

Washington’ın 2013’te Suriye’ye savaş açma tehdidinde bulunup sonunda bundan vazgeçmesinin ardından, bazı büyük güçler daha aktif ya da saldırgan bir dış politikaya yönelmişti. Almanya, dış politikasını yeniden askerileştirmeye başladı; Çin, bölge genelinde altyapı inşa etmek üzere Kuşak ve Yol Girişimi’ni başlattı; Rusya ve İran ise ABD destekli milislere karşı Suriye yönetimini desteklemek için doğrudan müdahale etmeye hazırlandı.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, geçtiğimiz yıl yeni askeri üsler açmak için Yunanistan’ı ziyaret ettiğinde, anlamlı bir şekilde, bu girişimin başlıca hedefleri olarak Çin’i ve Rusya’yı göstermişti.

Doğu Akdeniz’de devasa doğalgaz rezervleri bulunması, bu çatışmaları daha da yoğunlaştırmıştır ve çatışmalar, onlara dahil olan güçlerin kontrolünü aşma tehlikesi yaratmaktadır. Fransa’nın Total ve İtalya’nın ENI şirketlerinin bölge genelinde enerji kaynakları için sert bir rekabete girmesiyle birlikte, kanlı askeri çatışmalar, NATO içindeki emperyalistler arası rekabet ile iç içe geçiyor.

Bu arada Mısır Parlamentosu, Pazartesi günü yapılan oylamada, “silahlı cani milislere ve yabancı terörist unsurlara karşı Mısır ulusal güvenliğini savunmak için silahlı kuvvetleri Mısır sınırlarının dışına muharebe görevlerine göndermeyi” oybirliğiyle kabul etti. Tezkerede, konuşlanmanın, Mısır’ın batı komşusu Libya’ya yapılan bir göndermeyle, “batı cephesi”nde olacağı belirtiliyordu.

Bu durum, Türk ve Mısır orduları arasında doğrudan bir çatışmaya yol açabilir. Kahire ve Paris Libya’da Halife Hafter güçlerini desteklerken, İtalya tarafından desteklenen Erdoğan hükümeti, Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (GNA) silahlandırmış durumda. Kahire, Türkiye’yi, Libya’da GNA’yı desteklemek için Suriye’den İslamcı savaşçı getirmekle suçluyor. Geçtiğimiz ay Paris Libya’ya doğru giden Türkiye korumasındaki ticari gemileri aramaya çalışınca, Fransız ve Türk gemileri neredeyse birbirlerine ateş açıyordu. Kahire, ayrıca, bölgedeki Türk savaş gemilerini vurabilmesini sağlayacak Rus gemi savar füzeleri satın aldı.

Yunan ve Türk savaş gemilerinin bu hafta güney Ege’de doğrudan bir çatışmanın eşiğine gelmesi ciddi bir uyarıdır. I. Dünya Savaşı’nın çıkmasından yüzyıl sonra, savaş karşıtı bir işçi sınıfı hareketinin bağımsız müdahalesinin yokluğunda, ulus devlet sisteminin anarşisi bir kez daha tüm bölgeyi, büyük bir bölgesel, hatta küresel çatışmanın patlamasına doğru itme tehlikesi yaratıyor.

Yazar ayrıca şunları öneriyor:

Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi ve savaş tehlikesi
[15 Temmuz 2020]

Türkiye’nin Vatiyye üssünün bombalanması Libya’daki Fransa-İtalya vekil savaşını tırmandırıyor
[8 Temmuz 2020]

Libya iç savaşı artan uluslararası pazarlıkların ortasında şiddetleniyor
[12 Haziran 2020]

ABD-Yunanistan askeri anlaşmasını imzalayan Pompeo İran’ı, Rusya’yı ve Çin’i tehdit etti
[7 Ekim 2019]