Washington İran’ın nükleer altyapısını yok etme harekatını canlandırıyor

Jean Shaoul
15 Temmuz 2020

Son haftalarda İran’da bir dizi gizemli patlama ve yangın meydana geldi. En ciddisi, ABD ve İsrail istihbarat servislerinin İran’ın nükleer programını sabote etme girişiminin ayırt edici özelliklerini taşıyor.

Bu, Washington’ın daha kapsamlı bir harekatının parçasıdır. Bu harekat, rejim değişikliği gerçekleştirme ve ABD’nin kaynak zengini Ortadoğu üzerinde kontrolünü sağlamlaştırma umuduyla İran ekonomisini felce uğratmak ve halkı aç bırakıp yıldırmak üzere azami baskı yapmayı amaçlamaktadır.

Şimdiye kadarki en önemli patlama, 2 Temmuz’da, İran’ın başkenti Tahran’ın yaklaşık 500 kilometre güneyinde bulunan Natanz’daki ana nükleer yakıt üretimi tesisinde meydana geldi ve fabrikada büyük hasara neden oldu. Patlama, uranyum zenginleştirilmesi için yeni geliştirilmiş IR-8 olarak bilinen santrifüjlerin bir araya getirilip test edildiği atölyelerde ve laboratuvarlarda gerçekleşti.

Geçen Kasım ayında İran, BM müfettişleri huzurunda Fordow yeraltı tesisinde uranyum zenginleştirmeye kaldığı yerden devam etti ve Natanz’daki zenginleştirilmiş uranyum üretiminin on kat artışla devam ettiğini doğruladı. Tahran, Avrupa’nın ABD yaptırımlarından kaçınmanın bir yolunu önermesi halinde bu adımları iptal edeceğini açıklamıştı. 2018’de ABD Başkanı Donald Trump’ın 2015 nükleer anlaşmasından tek taraflı olarak çekilerek uygulamaya koyduğu ve İran’ın petrol ihracatını engelleyen yaptırımlara, İran’la ticaret yapan ülkelere yönelik ikincil yaptırımlar eşlik ediyor.

İran Atom Enerjisi Örgütü sözcüsü Behruz Kamalyandi, yangının “orta vadede ileri düzeydeki santrifüjlerin gelişimini ve üretimini yavaşlatabilecek” önemli bir hasara neden olduğunu söyledi.

Kamalyandi, “İran hasar gören binayı daha gelişmiş donanıma sahip olan daha büyük bir binayla değiştirecek,” diye ekledi.

İranlı üç yetkilinin patlamaya siber sabotajın neden olduğunu söylemesinin ardından, İran Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC), nükleer tesislerine siber saldırı düzenleyen ülkelere misilleme yapacağı uyarısında bulundu. İran medyası, İsrailli sosyal medya hesaplarının olayın arkasında İsrail’in bulunduğunu iddia ettiğini söyleyerek, ABD’yi ve İsrail’i sorumlu tuttu.

İsmi açıklanmayan istihbarat kaynaklarının söylediklerini aktaran New York Times’a (NYT) göre, patlama, bir siber saldırıdan değil, tesise gizlice sokulmuş bir bombadan kaynaklanmıştı ki bu, kapsamlı bir bilgiye, bağlantılara ve altyapıya işaret ediyor. İsrail’in eski savunma bakanı Avigdor Lieberman, NYT’nin ismi açıklanmayan İsrailli istihbarat yetkilisinin Mossad şefi Yossi Cohen olduğunu düşündüğünü açıkça ortaya koydu.

İsrail’in ordu-istihbarat kurumuyla sıkı bağları bulunan DEBKAfile’a göre, seçilen hedefler, “İran’a karşı ortak bir İsrail-ABD-Suudi operasyonunun –muhtemelen yerel vekiller aracılığıyla– sürmekte olduğuna” işaret ediyor.

BBC, olayın haberi yayımlanmadan önce, Farsça haber servisinin, kendisini “Vatan Çitaları” olarak adlandıran bilinmeyen bir gruptan mesaj aldığını ve grubun Natanz saldırısının sorumluluğunu üstlendiğini bildirdi. Grup, paylaştıkları videoda, grubun üyeleri arasında, İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek isteyen, “rejimin güvenlik örgütlerinin kalbinden askerler” olduğu söyleniyordu.

WikiLeaks’in 2007 yılında yayımladığı ABD Dışişleri Bakanlığı’nın diplomatik yazışmaları, Mossad’ın, İran’ın nükleer projesini erteletmek için ülke içindeki hoşnutsuz azınlık grupları – İslamcı gruplar dahil olmak üzere Beluci, Azeri ve Kürt azınlıkları– ile var olan bağlarını kullanmayı planladığına işaret ediyordu.

İsrail, İran’a karşı uzun bir gizli operasyon siciline sahip ve bu, ABD’nin bunları inkar edebilmesini sağlıyor. ABD ve İsrail, 2010 yılında İran’ın Natanz’da çalışan 5 bin santrifüjünden yaklaşık binini imha etmek üzere “Stuxnet” adlı bilgisayar solucanını ortaklaşa geliştirip devreye sokmuştu. 2011’de, İran’ın askeri tesislerinde onlarca kişinin ölümüne yol açan ve nedeni açıklanamayan bir dizi patlama meydana geldi. Ölenler arasında, uzun menzilli füzelerin geliştirilmesinden ve Suriye’yle ve Lübnan’daki Hizbullah’la irtibattan sorumlu bir kıdemli general de vardı. Mossad ayrıca İran’ın nükleer programı üzerine çalışan önde gelen beş bilim insanına suikast düzenledi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Perşembe günkü basın toplantısında Natanz patlamasıyla ilgili soruyu yanıtlamadı. Savunma Bakanı Benny Gantz ise, bölgedeki her olayın arkasında mutlaka İsrail’in olmadığını söyledi. Bu, İsrail’in olaya dahil olduğunu doğrulayan bir ifade olarak yorumlanıyor.

Natanz’taki patlamadan önce, 26 Haziran’da, Tahran’ın doğusunda bulunan Parçin yakınlarındaki Kojir’de balistik füzeler için sıvı yakıt üreten bir fabrikada patlama meydana gelmiş ve Şiraz’daki enerji santralinde çıkan yangın kentte elektrik kesintisine neden olmuştu. Ayrıca 30 Haziran’da Tahran’daki bir sağlık kliniğinde meydana gelen patlama 19 kişinin ölümüne yol açtı.

Natanz’taki patlamadan sonra Şiraz’da büyük bir yangın meydana geldi ve ülkenin en büyük petrol sahalarının bulunduğu Huzistan’ın Ahvaz şehrindeki enerji santralinde yangın çıktı. Bunu Mahşehr’deki Karun petrokimya tesisinde bir klor gazı sızıntısı ve son olarak Garmdareh ve Kods kentlerindeki patlamalar izledi.

Washington’ın İran’a yönelik yaptırımları, ülkenin ekonomisini mahvetmiş ve kritik önem taşıyan yiyecek, ilaç ve sanayi ürünlerine erişimini engellemiş durumda. Bu, İran’ın pandemiye yönelik müdahalesini zorlaştırıyor. 250 binden fazla insanın hastalığa yakalandığı ülkede, yaklaşık 13 bin kişi hayatını kaybetti ki bu, Ortadoğu’daki en yüksek sayı.

Ülkenin petrol üretimi Haziran ayında günde 1,9 milyon varile düştü. Bu, 2018’dekinin yaklaşık yarısı ve 1980-1988 İran-Irak savaşının başlamasından sonra 1981’den beri görülen en düşük seviye. Bununla birlikte, ülkenin petrol depolama tesislerinin dolduğu söyleniyor. Geçtiğimiz ay, İran’ın para birimi dolar karşısında yaklaşık yüzde 13 değer kaybetti. Bu durum, yaşam standartlarını ciddi ölçüde gerileten yüksek enflasyonu daha da körüklüyor. İran’ın Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) 5 milyar dolarlık bir kredi alma girişimi, Trump yönetimi tarafından veto edildi.

Tahran, Washington’ın yaptırım uyguladığı Venezuela’ya birkaç petrol tankeri göndererek yaptırımların etkisinden kurtulmaya çalışıyor. Geçtiğimiz ay, hem İran hem de Venezuela, Tahran’ın düzenli yakıt sevkiyatı yapacağını bildirdi. Tahran ayrıca Çin ile 25 yıllık bir anlaşmayı onaylamak üzere. ABD’nin yaptırımlarının etkisini hafifletmeyi amaçlayan Çin-İran Kapsamlı Stratejik Ortaklığı anlaşması, Haziran ayında Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından kabul edilmişti.

Anlaşmaya göre Çin, İran’ın petrol, doğalgaz ve ulaşım sektörlerine 400 milyar dolar yatırım yapacak. Pekin, ham petrol alımlarında yüzde 32 indirim elde edecek ve ödemeleri iki yıllık aralıklarla yapacak. Anlaşma ayrıca Çin’e güvenlik ve telekom altyapısından sağlık ve turizme kadar uzanan diğer projelerde de önemli bir pay verecek. En önemlisi, Çin’in İran’daki çıkarlarını korumak ve ülkenin güneyindeki iş merkezi konumundaki adalar üzerinde önemli bir kontrol sağlamak üzere 5.000 kadar asker göndermesine izin verecek.

ABD, 2020 başından beri İran’a yönelik baskıyı arttırıyor. Bu yıl, Washington’ın 3 Ocak’ta Bağdat Uluslararası Havaalanı’nda İran hükümetinin en üst düzey yetkililerinden biri olan General Kasım Süleymani’ye ve Irak silahlı kuvvetlerinin parçası olan Halk Seferberlik Güçleri’nin ikinci komutanı ve Ketaip Hizbullah’ın lideri Ebu Mehdi el-Mühendis’e insansız hava aracıyla suikast düzenlemesiyle başlamıştı.

BM’nin yargısız infaz ve keyfi cinayet özel raportörü Agnes Callamard, geçtiğimiz hafta, silahlı insansız hava araçlarının meşruiyetinin ve Süleymani cinayetinin incelendiği bir özel raporda, ABD’nin Süleymani’yi öldürdüğü saldırının “yasa dışı” olduğunu belirtti.

Trump yönetimi, USS Eisenhower uçak gemisi önderliğindeki saldırı grubunun Kuzey Umman Denizi’ne –İran’ı kolayca vurabilecek bir mesafeye– konuşlandırılmasıyla, Basra Körfezi’ndeki askeri provokasyonlarını da hızlandırmış durumda. Trump, Nisan ayında, ABD Donanması’na, ABD gemilerini “taciz eden” İran gambotlarını “vurup yok etmelerini” söylediğini açıklamıştı.

ABD aynı zamanda Tahran’ın Irak ve Lübnan’daki siyasi müttefiklerine “azami baskı” uygularken, İsrail Suriye’deki İran hedeflerine ve müttefiklerine hava saldırıları düzenliyor. Washington’ın tüm Ortadoğu’nun siyasi haritasını yeniden çizme girişimleri, sadece bölgesel bir çatışma tehdidi oluşturmakla kalmıyor; bu yaşamsal jeostratejik ilgi alanından dışlamaya çalıştığı nükleer güçler olan Rusya’yı ve Çin’i de kapsayacak bir savaş tehlikesi yaratıyor.