Karl Marx’tan 4 Temmuz’a

James P. Cannon
6 Temmuz 2020

Aşağıda, James P. Cannon’ın 16 Temmuz 1951’de Militant gazetesinde yayımlanan bir yazısını okurlarımızın dikkatine sunuyoruz. Cannon (1890-1974), ABD’deki Troçkist hareketin kurucularındandı ve Amerikan Troçkizmine uzun süre önderlik etti.

Ben, çok uzun zamandır bir 4 Temmuz insanıyım ve maytaplarla, pikniklerle ve mızıkalarla geçirilmesine inanırım. Beni her zaman durdurabilir ve ülkemizin büyüklüğü, her şeyin nasıl ve ne zaman başladığı hakkındaki şanlı hikâyeyi dinletebilirsiniz. Yaşadığımız kıta herkesin bildiğinden daha uzun süredir burada—ama bir ulus olarak, bağımsız bir halk olarak, kaderin her şeyden önce birbirini gözeten sevgilileri olarak bizler, Bağımsızlık Bildirgesi’nden ve 4 Temmuz’dan geliyoruz.

175 yıl önce Kongre’de toplanmış olan temsilciler, büyük öncülerdi. “Biz şu gerçeklerin tartışmasız olduğunu savunuyoruz” dediklerinde, tüm insanlık için yeni bir vaat çağını açan bir şeyi başlatmışlardı. Bandolar ne zaman çalmaya başlasa, şunları kutlamaya hazırım: başlangıç ve vaat. Ama kimse bana başlangıcı bitiş ve vaadi de tamamlanma olarak yansıtan 4 Temmuz konuşmalarını satmaya kalkmasın. Etrafa bakıp bu ülkede neler olduğunu –bütün eşitsizlik ve adaletsizlik hâlâ olduğu gibi duruyor– görecek kadar büyüdüğümde, birinci devrimimizin mirası üzerinde hak iddia eden ayrıcalıklılar, bende sahtekâr izlenimi bıraktılar. Standart 4 Temmuz hatiplerini, şarlatanlar olarak, asil bir rüyayı kötüye kullananlar olarak tanıdım. Onlar, 1776’nın Özgürlük Çocukları gibi görünmüyorlardı.

Fakat bu beni asla, geçmişteki pek çok Amerikan radikali ve devrimcisinde olduğu gibi, 4 Temmuz’a düşman etmedi. 4 Temmuz’un halka ait olduğunu düşündüm. Ondan vazgeçilmesini, her zaman, Amerikan radikalizminin en büyük hatalarından biri olarak gördüm. Enternasyonalizmi Amerikan karşıtlığı ile karıştırmak; ülkemizin devrimci geleneklerini gericilere bırakmak; 1776’daki insanların meşru mirasçısı olan modern devrimci işçi hareketinin ülkemize yabancı bir şey olarak görünmesine izin vermek; bunlar yanlıştır.

Militant’ın bu yıl, kendi ulusal bağımsızlıkları, kendi 1776 devrimleri uğruna mücadele eden Asya halklarını selamlayan baş sayfa bildirgesiyle ve bu devrime, onun özgün önderlerine ayrılmış özel makalelerden oluşan tam bir sayfayla, özel bir 4 Temmuz sayısıyla çıktığını görmek beni bu yüzden mutlu etti. Açıkça görülüyor ki, bu özel sayıdaki makaleler, ciddi bir çalışmanın ve tarihsel araştırmanın ürünü. Devrimin en önemli özelliklerine yeni bir ışık tutuyorlar. Bunlar, günümüzün Muhafazakârlarının (Tory) özel çıkarlarına hizmet etmek için uzun süre karanlığa gömülmüş, hatta kasten gizlenmişlerdi. Bu keşifler; Amerikan işçilerinin yaklaşan devriminde, 175 yıl önceki ulusal bağımsızlık devriminin yadsınmasını değil ama devamını ve tamamlanmasını görenlerin eline güçlü bir propaganda silahlı vermektedir.

Bu dikkate değer makalelerin yazarlarına, araştırmalarında temel gerçekleri aramalarını ve bunlar arasındaki ilişkiyi incelemelerini gerektiren bir teori yol gösterdi. Yazarlar, sınıf mücadelesinin itici gücünü –tüm tarihi gerçekten anlamanın anahtarını– ortaya çıkarmaya çalıştılar. Bu makalelerin yazarlarına birinci Amerikan devrimini incelemeleri için ilham veren ve çalışmalarında onlara yol gösteren teori, Marksizmdir. Kongre’nin ve mahkemelerin “yabancı” bir doktrin olarak yasa dışı ilan edeceği ve okullarda öğretilmesi şu anda fiilen yasaklanmakta olan Marksizm.

Militant’ın 4 Temmuz sayısındaki bu makalelerin son hallerini alma süreci kendi başına ilginç bir hikâye. Bunlar, partimizin Marksizm okulundaki öğrencilerin eseridir. Bizler, partimizin kadrolarının yerine getirecekleri tarihsel bir görevlerinin olduğu önermesine bağlıyız. Bu görev, Amerikan işçi sınıfının yaklaşan devrimini örgütleyip ona önderlik etmektir. Böylesine muazzam bir girişimde etkin bir rol almaya, bu ulusu doğuran devrimi incelemekten daha iyi bir şekilde hazırlanılabilir mi? Ve var olan tek devrimci tarih teorisinin yardımı olmadan, bu devrimci tarihi nasıl ciddi ve faydalı bir şekilde inceleyebilirsiniz ki? Ne olursa olsun bizim bakış açımız budur. Genç kuşağımızdan önde gelen bir grup insanımızı ülkelerinin tarihini ve bu tarihi açıklayan bu tek “yabancı” doktrini incelemek üzere her yıl altı ay boyunca günlük faaliyetten çekecek kadar bu konuda ciddiyiz.

Birbirine daha iyi uyan iki konu asla bulamazsınız. Marx, Amerikan kapitalizminin tüm ana hatlarını, gelişiminden önce, bugünkü haliyle çizmişti. Buna karşılık, Amerikan kapitalizmi, tüm temel özellikleriyle, Marksizmin parlak ispatıdır. Öğrencilerimiz; Amerika’yı incelemek için Marx’a, Marx’ı doğrulamak için Amerika’yı incelemeye giderler.

Marksizm yüz yaşındadır ve profesyonel uzmanlar tarafından bin kez çürütülmüştür. Bununla tatmin olmayan ve konuya bilimsel bir ilgiden çok daha fazlasını gösteren Marksizm karşıtları, bütün yayınlarında ve diğer yanlış bilgi ve yanlış eğitim araçlarında, her gün, her hafta ve her ay, Marksizmi çürütmeye devam ediyorlar. Öğrencilerimiz bunlar hakkında her şeyi bilirler ve bizzat doktrinle ilgili çalışmalarının parçası olarak bütün çürütmeleri özenle incelerler. Bu inceleme ve karşı inceleme sırasında gerçek Marksistler haline gelirler. Doktrinlerini derinlemesine öğrenirler ve öğrenirken onu uygulamaya devam ederler. Marksizm; kendisi için incelenecek bir dogma değildir, bir toplumsal evrim teorisi ve sınıf mücadelesinde bir eylem kılavuzudur. Geçmişteki ve şimdiki somut gerçekliğin bilgisinin yerine geçmez ancak onun araştırılıp yorumlanması için teorik bir araçtır. Öğrencilerimiz Marksizmi böyle kavrıyor. Onlar, Marx’a giderek Amerika’yı keşfettiler.

Ve bu, bana kalırsa, çok önemli bir keşif. Bizim şovenlikle veya herhangi bir kaba ulusal kibir ve kendini beğenmişlikle hiçbir ilişkimiz yok. Bizler enternasyonalistiz ve kaderimizin dünyanın geri kalanına bağlı olduğunu çok iyi biliyoruz. Toplumu dönüştürecek ve sosyalist düzeni getirecek olan devrim; dünya çapında bir meseledir, yalnızca bir kısmına katkıda bulunduğumuz uluslararası işbirliğini gerektiren bir görevdir. Ancak bu uluslararası işbirliğindeki bizim görevimiz, buradaki devrimdir. Ona katılmalı, onu incelemeli ve onu öğrenmeliyiz. Ülkemizi; tarihini ve geleneklerini bilmeden bunu layıkıyla yapamayız. Onun tarihi ve gelenekleri, çoğunlukla, iyidir. Ülkenin kendisi ve halkının büyük çoğunluğu da öyle. Onların pek çok ve büyük başarıları var. Yanlış insanların onun kontrolünü gasp etmesi ve onu şarampole götürüyor olması dışında, ABD’de gerçekten yanlış bir şey yok.

Bunun çaresi, ülkeyi ve geleneklerini çöpe atmak değil, atalarımız tarafından devrim adı altında yaygınlaştırılan süreçle gaspçılardan kurtulmaktır. Bu yeni devrimin, 1776’dakilerin başlattığı işi tamamlaması gerekecektir. Onlar, ulusun bağımsızlığını sağladılar. İç Savaş olarak bilinen 1860’lardaki İkinci Amerikan Devrimi, kölelik sistemini paramparça etti, ülkeyi birleştirdi ve dizginsiz endüstriyel gelişiminin önünü açtı. Üçüncü Amerikan Devrimi’nin görevi ise bu büyük sanayi makinesini, onu kendi çıkarına kullanan asalak bir kliğin elinden almak ve herkesin çıkarına kullanmaktır.

Genel fikir budur. Ama göründüğü kadar basit değildir. Zorluklar ve karmaşıklıklar söz konusudur. İşçiler, tuzaklar ve hilelerle dolu vahşi bir ormanın arasından dikkatle ve ağır ağır ilerlemek zorundalar. Bir haritaya ve pusulaya ihtiyaçları var. Geçmişin deneyimlerinin genelleştirilmesine ve gelecek için teorik bir kılavuz çizgisine ihtiyaçları var. İşte Marksizm budur. Amerikalı işçiler Marx’a gelecek ve onunla yenilmez olacaklar. “Marx, Amerikalı ileri işçilerin kılavuzu olacak,” demişti Troçki. Biz de aynı fikirdeyiz ve bunu gerçekleştirmek için çalışıyoruz.

Karl Marx, İngiltere’de yaşamış ve engin teorisini orada geliştirmiş olan Alman Yahudisi, bütün ülkelerin yerlisidir. Kapitalizmin bu en önemlisi tahlilcisi, kapitalizmin gelişmesinin zirvesine ulaştığı Amerika Birleşik Devletleri’nde bilhassa evindedir. Marx, Amerikalı işçilerin ülkelerini tanımalarına ve onu değiştirip gerçekten kendilerine ait kılmalarına yardımcı olacaktır.