COVID-19 riskine rağmen milyonlarca öğrenci sınava girmeye zorlanıyor

Çetin Akın
19 Haziran 2020

Türkiye’de devam eden koronavirüs salgınına rağmen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, bu hafta sonu Liselere Giriş Sınavı’nın (LGS) ve bir sonraki hafta sonu da Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı’nın (YKS) düzenlenmesinde ısrar ederek milyonlarca öğrenciyi tehlikeye atıyor. Sınav saatleri sırasında ilan edilen sokağa çıkma yasakları, sınavların düzenlenmesine yönelik büyük muhalefet karşısında atılan göstermelik adımlar olmanın ötesine geçmiyor.

Hükümet, başlangıçta bu sınavları Temmuz sonuna ertelemişken, Mayıs başında “ekonomiyi yeniden açma” politikasının parçası olarak sınavları erkene çekti. Bu pervasız karar, milyonlarca öğrenci ve aileleri arasında çok büyük bir muhalefete yol açmış durumda. 20 Haziran tarihinde yapılacak LGS’ye 1 milyon 600 bine yakın öğrenci girecek; 27-28 Haziran tarihlerinde yapılacak YKS’ye ise 2 milyon 430 bin civarında öğrencinin girmesi bekleniyor.

Hükümet, 1 Haziran’da başlatılan ve neredeyse tüm kısıtlama önlemlerinin sona erdirildiği “yeni normal” politikasının parçası olarak sınavların yapılmasında ısrar ediyor. Ölümcül bir pandeminin ortasında milyonlarca emekçinin ve gencin sağlığını riske atan, egemen sınıfın çıkarlarına hizmet eden bu gerici politikasının öngörülen sonucu olarak, geçtiğimiz hafta günlük yeni vaka sayıları 700’lerden yeniden 1.500’lere yükselmeye başladı.

Hükümetin sınavları olabildiğince çabuk düzenleme gayreti, pandemiden sonra ülkedeki turizm sektörünün karşı karşıya olduğu derinleşen krizle ilgili kaygılarıyla da bağlantılıdır. Erdoğan hükümeti, bu yıl neredeyse hiç yabancı turistin gelmediği koşullarda, iç turizmi hareketlendirmek için sınavları erkene çekmiş durumda.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) yetkilileri, 12 Haziran tarihinde düzenledikleri basın toplantısında şunları belirttiler: “Türkiye nüfusa göre dünyanın en kalabalık 17. ülkesi. Pandeminin üçüncü ayı bittiğinde bütün dünyada COVID-19 doğrulanmış olgu sayısında 12. sırada.” Doktorlar, “COVID-19 doğrulanmış ölüm sayısında ise 17.sırada” olduğunu ifade ettikleri Türkiye’nin aynı zamanda “İran ile benzerlikler taşıdığına” dikkat çektiler. İran şu anda her gün 2.500 yeni vaka ve 120’den fazla ölüm ile yeni bir salgına tanık oluyor.

TTB, 5 Haziran tarihinde de “LGS ve YKS ertelenmelidir” başlıklı bir açıklama yaparak, “Türk Tabipler Birliği olarak salgının gidişini izleyerek bu sınavların salgının tamamen kontrol altına alındığı döneme ertelenmesini talep ediyoruz,” demişti.

Hükümetin sınavları yeniden Haziran’a çekmesinden bu yana yüz binlerce öğrenci ve onları destekleyenler sosyal medyada protestolar düzenliyor ve bilim insanları ile tıp uzmanlarının tavsiye ettiği gibi pandemi kontrol altına alınana kadar bütün büyük sınavların ertelenmesini talep ediyorlar. 15 Haziran’da, ABD’de ve dünya genelinde düzenlenen kitlesel protestolarla da bir dayanışma mesajı olarak, #TurkishStudentsLivesMatter etiketiyle yüz binlerce paylaşım yapıldı.

Aynı zamanda özel okul sahibi olan Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 15 Haziran’da Star TV’de, hükümetin sınavlarla ilgili göstermelik önlemleriyle ilgili açıklamalar yaptı. Buna göre, öğrencilere maske dağıtılacak, öğrenciler “sosyal mesafeyi” koruyarak sınavlara girecek, el dezenfektanı vb. verilecek. Ne var ki, bakanın korkacak bir şey olmadığı yönündeki taahhütleri aynı gün açığa çıkan bir haber eliyle çürütüldü.

Kocaeli Barış Gazetesi’nin bildirdiğine göre, 14 Haziran tarihinde yapılan ve 400 bin civarında öğrencinin girdiği tahmin edilen Milli Savunma Üniversitesi Askeri Öğrenci Aday Belirleme Sınavı sırasında, ciddi bir uyarı olarak görülmesi gereken önemli bir olay yaşandı. Kocaeli Üniversitesi’nde sınava giren bir öğrenci sınav sırasında fenalaştı ve sınavı başka bir salonda tek başına tamamladı. Ardından öğrenciye yapılan COVID-19 testi pozitif çıkarken, aynı salonda yer alan 12 öğrenci ve 4 gözetmen evlerinde 14 günlük karantinaya alındı.

Dahası, sınav girişinde öğrencilere ateş ölçümü yapılmadığı bildirildi. Başka yerlerde sınava giren öğrenciler ve aileleri de ateş ölçümü yapılmadığını sosyal medyada ifade ettiler. Tek başına bu olay, bu koşullar altında ülke genelinde sınavlar düzenlemenin güvenli olmadığını ve bu sınavların virüsün halkın geniş kesimleri arasına yayılma riski yarattığını açıkça göstermektedir.

1990’larda Dünya Sağlık Örgütü’nün Avrupa Bölge Ofisi’nde çalışan, Toplum Sağlığı ve Genombilim Uzmanı Dr. Serdar Savaş, 15 Haziran’da yaptığı açıklamada hükümeti “sürü bağışıklığı” uygulamakla suçlayarak şunları söyledi: “Önümüzde YKS, LGS sınavları var. Milyonlarca çocuğumuzun hayatını tehlikeye atıyorlar. Hastalığı nasıl daha parlatırız nasıl daha çok yayarız çalışmaları bunlar… 10 milyona yakın insanı mobilize edeceksiniz.”

Milyonlarca genç, sadece kendi hayatlarını değil ama aynı zamanda ailelerinin ve sevdiklerinin hayatlarını da tehlikeye atmaya zorlanıyor. Üstelik kronik hastalıkları nedeniyle veya bağışıklıkları zayıf olduğu için salgın tehlikesi karşısında ciddi sağlık problemleri yaşayabilecek öğrenciler de var. Öğrenciler ve gençler çok açık bir biçimde, sınava girip kendilerinin ve çevrelerindeki insanların sağlıklarını riske etmek ile tehlikeli koşullar altında sınava girmeyi reddederek geleceklerini riske etmek arasında tercih yapmaya zorlanıyorlar.

Sağlık Bakanı Selçuk, hükümetinin, gençlerin ve ailelerinin hayatlarına yönelik bilinçli ihmalini ve kayıtsızlığını şu sözlerle açıkça ortaya koydu: “Covidli çocuklarımız varsa bu çocuklarımız için ayrı okullar ayrı mekanlar oluşturduk isterse ayrı okulda sınava girebilir velimiz önceden bilgilendirilir.” Bakan, hastalığa yakalanan öğrencinin “isterse hastanede sınavı yapılabilir” açıklamasıyla gündeme oturdu.

Burjuva muhalefet partilerinin bu ölümcül politikaya verdikleri tepki, Erdoğan hükümeti ile ciddi bir farklılığa sahip olmadıklarını, onun milyonlarca insanın yazgısına yönelik kayıtsızlığını paylaştıklarını ve aynı kapitalist sınıfın çıkarlarına dayandıklarını göstermektedir. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 16 Haziran’da yaptığı konuşmada, gençlere “Daha iyi çalışın, daha kararlı çalışın” tavsiyesinde bulunuyor ve kendi yetkililerine, sınavdan önce öğrencilere maske dağıtma talimatı veriyordu.

Ne var ki, Türkiye’deki gençlerin karşı karşıya oldukları mevcut durum ve olası gelecek, hem eğitim hem de iş olanağı bakımından hiç parlak değildir. Hükümet son on sekiz yıl içinde eğitimi büyük ölçüde özelleştirip niteliksizleştirirken, milyonlarca genç durmadan sınavlara hazırlanmaya zorlanıyor. Bir üniversiteye girseler bile, bu, işsizlik tehlikesinin üstesinden gelindiği anlamına gelmiyor.

Genç İşsizler Platformu’nun Haziran ayında resmi verilerine dayanarak hazırladığı rapora göre, 15-34 yaş arası genç nüfustaki işsiz sayısı yaklaşık 2,3 milyon. Bunlardan 707 bini üniversite mezunu. Fakat gerçekte, işsiz sayılmayan 1,3 milyon üniversite mezunu daha var.

İşçi sınıfı gençliğinin karşı karşıya olduğu ve pandemi eliyle ağırlaştırılan bu yıkıcı durum, uluslararası ölçekte gençlerin ve öğrencilerin karşı karşıya olduğu durumunun bir parçasıdır. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Mayıs sonunda yayımladığı bir rapora göre, “COVID-19 küresel salgını başladığından beri, altı gençten biri işini kaybetti, işi devam edenlerin çalışma süreleri de %23 azaldı.”

Kapitalist egemen sınıfın çıkarlarına dayanan mevcut politika, binlerce insanın hayatına mal olmuştur ve binlercesini de tehdit etmektedir. Pandemi, tüm dünyada gençlik için ileriye giden tek yolun, uluslararası işçi sınıfına yönelmek ve sosyalizm mücadelesine katılmak olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.