Kremlin, Süleymani suikastı konusunda sessizliğini koruyor

Clara Weiss
16 Ocak 2020

Kremlin, İranlı General Kasım Süleymani'nin 3 Ocak'ta ABD'ye ait bir insansız hava aracıyla yasadışı suikasta uğramasına görece sessiz kalmayı sürdürüyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı, konuyla ilgili ilk açıklamasında cinayeti kınasa da, Putin ve Kremlin, daha sonra yaptığı açıklamalarda, çatışmada net bir tutum almaktan uzak durdu ve gerilimi düşürme çağrısı yaptı.

Putin, geçtiğimiz hafta Çarşamba günü Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya-Türkiye arasında TürkAkım boru hattının açılışında, hava saldırısını kınamaktan kaçındı ve açılış töreninden birkaç saat önce İran'ın Süleymani suikastına misilleme olarak Irak'taki ABD üslerini füzeyle vurması hakkında yorum yapmadı.

Cumartesi günü, Putin, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Moskova'da üç buçuk saat süren bir görüşme yaptı. Görüşmede, Ortadoğu'daki durum, Ukrayna ve Rusya-Almanya arasındaki Kuzey Akım 2 boru hattı ele alındı. ABD, inşasını engellemek amacıyla Kuzey Akım 2'ye yaptırım uygulamış durumda. Putin hattın ya bu yıl ya da 2021'in ilk çeyreğinde tamamlanabileceğini belirtirken, her iki lider de boru hattına desteklerini yinelediler.

Kafkasya'nın jeopolitik haritası

Süleymani suikastını kınamayan Merkel ile Putin, ABD'nin tek taraflı olarak çekildiği İran nükleer anlaşmasına desteklerini ifade ettiler. Merkel, İran'ın nükleer silah elde etmesinin engellenmesi gerektiğini vurguladı. İran, savaş krizinin tırmanmasından sonra, anlaşmanın şartlarını bağlayıcı görmeyeceğini duyurmuştu.

Süleymani suikastı, Rusya'da, yaygın biçimde, sadece İran'a değil ama Rusya'ya karşı da açık bir devlet terörü eylemi olarak görüldü. Kremlin'e bağlı Russia Today'de yayımlanan bir yazıda, "Trump sadece İslam Cumhuriyeti'ni tehdit etmiyor; Rusya'nın da üstüne üstüne gidiyor," deniyordu.

Kremlin ile sıkı bağları bulunan General Süleymani'nin, genel olarak, İran ile Rusya'nın Suriye'deki ortak operasyonlarının düzenlenmesinde önemli bir rol oynadığı düşünülüyor. Rus gazetesi Gazeta.Ru, Süleymani'den, "Rusya'yı Suriye'ye sokan İranlı" olarak söz etti. Süleymani, Temmuz 2015 ile Nisan 2016 arasında ortak askeri operasyonları görüşmek için Moskova'yı dört kez ziyaret ettiği biliniyor. Reuters'ta yayımlanan bir haber, Süleymani'nin Temmuz 2015'te Kremlin'e yaptığı ziyareti, "Suriye savaşını yeniden şekillendiren Rus askeri müdahalesinin planlanmasındaki ilk adım" olarak niteledi. Reuters'a göre, Rusya ile İran'ın Suriye'deki askeri faaliyetler hakkında yaptığı görüşmelere Putin ve Süleymani doğrudan katılmıştı.

2015'ten beri, İran'ın ve Rusya'nın Suriye'deki Esad rejimini ABD destekli İslamcı milislere karşı desteklemek için giriştiği ortak askeri müdahale, ABD'li düşünce kuruluşlarının ve medyanın genel olarak Tahran ve Moskova açısından bir başarı ve ABD'nin bölgedeki etkisinde önemli bir zayıflama olarak tanımladığı duruma yol açtı. Foreign Affairs'da kısa süre önce yayımlanan bir yazı, Suriye'ye yapılan müdahalenin sonucunda, "Kremlin, kendisini, [Ortadoğu'da] tüm aktörlerin [İran, Suudi Arabistan, Türkiye, İsrail] konuşmak zorunda olduğu güçlü aracı olarak konumlandırdı," diye belirtiyordu.

Ortadoğu'da, Rusya ile İran, son yirmi yıldır görece sıkı ilişkiler sürdürüyor. Bu ilişkiler, Suriye'deki ortak askeri faaliyet boyunca, özellikle ordu ve istihbarat alanlarında belirgin biçimde derinleşti. Bununla birlikte, Rusya, nüfusun hemen hemen beşte birinin Rusça konuştuğu İsrail ile de iyi ilişkilere sahip ve iki ülke Suriye'de karşıt taraflarda savaşmasına rağmen bu ilişkileri korumayı başardı. ABD'nin İran'a karşı İsrail'in de destek verdiği savaş yöneliminde daha ileri bir tırmanma, büyük olasılıkla, Moskova'nın uluslararası alandaki en önemli iki müttefiki arasında seçim yapmasını kaçınılmaz kılacak.

Kremlin, ayrıca, ABD emperyalizminin Arap dünyasındaki en yakın müttefiki ve hem İran'ın hem de Türkiye'nin bölgesel düşmanı olan Suudi Arabistan'la iyi ilişkiler kurma yönünde kayda değer bir çaba sarf ediyor.

Dahası, İran ile herhangi bir askeri çatışma, Güney Kafkasya'yı alevlendirerek doğrudan Rusya sınırına taşma tehlikesi oluşturuyor. Söz konusu bölge, jeopolitik gerilimler ve yeni savaşların olası parlama noktaları ile dolu. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ çatışması ve Rusya ile Gürcistan arasında devam eden gerilimler bunlar arasında.

Güney Kafkasya, güneyinde İran ve Türkiye, kuzeyinde de Rusya ile doğrudan sınır komşusu. Batıda Karadeniz'e, doğuda ise enerji zengini Hazar Denizi'ne uzanıyor. 1991'de SSCB'nin dağılmasından bu yana, Karadeniz, ABD emperyalizminin tüm bölge ve kaynakları üzerinden doğrudan denetim kurma ve Rusya'yı kuşatma yöneliminde merkezi bir yer tutuyor.

Karadeniz'e sınırı olan Rusya hariç tüm ülkeler (Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Türkiye ve Gürcistan), ya NATO üyesi ya da ABD'nin Rusya'ya karşı savaş yöneliminin açık destekçileri. Şubat 2014'te, ABD ve Almanya, Ukrayna'da, Rusya'ya karşı savaş yönelimi ile sıkı işbirliği içinde olan bir yönetimi iktidara getirmek için aşırı sağcı bir darbe düzenlemişti. Buna karşılık olarak, Rusya, Kırım Yarımadası'nı ilhak etti.

Ermeni siyaset bilimci Il’gar Velizade, geçtiğimiz yaz Ermeni dergisi Noev Kovcheg'e verdiği röportajda, bir ABD-İran savaşının, eğer milyonlarca değilse en az yüz binlerce İranlı bu yoksul bölgeye kaçabileceği için, Güney Kafkasya'da "insani bir felakete" yol açacağı uyarısında bulunmuştu. Velizade, şunları belirtmişti: "İran'ın tüm komşularının, şu ya da bu şekilde, bir askeri harekatın yörüngesine çekileceği varsayılabilir. [Füze] saldırıları yalnızca Basra Körfezi'nden değil, Karadeniz'den de yapılabilir."

Hem Azerbaycan hem de Ermenistan, Süleymani'nin öldürülmesi üzerine İran hükümetine baş sağlığı diledi. Buna karşılık, sıkı bir ABD müttefiki olan Gürcistan, suikastı destekledi. Geçtiğimiz yaz, Gürcistan başkenti Tiflis'te, ABD'nin İran'a karşı savaş provokasyonuyla körüklenen, Rusya karşıtı kitlesel protestolar meydana gelmişti. Azerbaycan'daki siyasi seçkinler, İran'la ilişkiler konusunda bölünmüş durumda. Bakü, geçtiğimiz on yılda, ABD'nin ve İsrail'in İran'a karşı askeri hazırlıklarını destekleme yönünde önemli adımlar attı. Bununla birlikte, Azeri halkı içinde, İran'a yönelik azımsanmayacak bir destek ve ABD militarizmine muhalefet var. İran, ülkenin kuzeyinde, 10-15 milyon civarında İranlı Azeri'ye ev sahipliği yapıyor.

Rus medyasında yer alan yorumlar, ABD'nin İran'a yönelik savaş harekatının tırmanmasının, dış politika yönelimi üzerine Rus oligarşisi içindeki şiddetli anlaşmazlıkları daha körüklediğini belirtiyor.

Kremlin yetkilileri ve Putin ile düzenli olarak görüşen bir düşünce kuruluşu olan Valdai tartışma kulübünün program yöneticisi Timofei Bordaçov'un Vzglyad'taki yorumu, suikastın, yerleşik savaş kurallarının tamamen terk edilmesinin sinyalini vererek, "savaş kuralları"nı değiştirdiğini vurguluyordu. Yazıda, şu sonuca varılıyordu: "21. yüzyılda, savaşın, bir diplomasi ve bölgesel anlaşmazlıkları çözme aracı olarak asıl anlamına geri dönmesine tanık olunması tamamen mümkündür."

Vzglyad'da yayımlanan bir başka yorumda, Trump'ın "yeni bir Hitler"e dönüştüğü belirtilerek, Rusya'nın şu anda iki seçenekle karşı karşıya olduğunu ifade ediyordu. Yazara göre bu seçenekler, "ABD'nin kendisini dünyanın polisinden dünyanın neo-faşist IŞİD'ine dönüştürme yoluna girmesini barışçıl bir şekilde engellemeye çalışmak için" hızla Avrupa Birliği ve Çin ile bir ittifak kurması ya da çok geç kalarak, "1941'de Almanya'nın SSCB'ye saldırmasının ardından olduğu gibi, çok daha zorlu koşullarda" onlarla birlik olmasıydı.

Putin'e karşı ABD yanlısı liberal muhalefetin baş sözcüsü konumundaki Novaya Gazeta, mevcut durum üzerine tek bir yazı yayımlamadan bir hafta geçirdikten sonra, 11 Ocak'ta Yulia Latynina'nın oldukça sert bir İran karşıtı yazısını yayımladı. Aleksey Navalni'nin önderliğindeki liberal muhalefetin en bilindik destekleyicilerinden biri olan Latynina, "kırmızı çizgi"yi geçtiğini iddia ettiği Süleymani'nin öldürülmesini onaylıyor ve İran'ı, ABD'nin karşılık vermek zorunda olduğu bir "melez çeteci" olmakla suçluyordu. "Moskova politikacıları"nı "İran'daki Ayetullah'ın müritleri" olmakla kınayan Latynina, suikastı geleneksel anlamda "bir dünya savaşı"nın takip etmeyeceğini ileri sürüyor ve ABD'nin İran'a karşı devam eden saldırganlığının desteklenmesi gerektiğini ima ederek, İran'ın Ortadoğu'daki "melez savaşı devam edecek" diye yazıyordu.