Trump’ın Grönland arzusu ve dünyanın emperyalist yeniden paylaşımı

Bill Van Auken
26 Ağustos 2019

ABD şirket medyası, Donald Trump’ın Grönland’ı Danimarka’dan satın alma arzusunu çevreleyen anlaşmazlığa, bu teklifi kendi sözleriyle sadece yeni bir “büyük emlak” anlaşması olarak gören ABD başkanının rakipsiz baş anlaşma yapıcı pozunun bir diğer gülünç örneği muamelesi yaptı.

Trump Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in açık teklifi “saçma” olarak geri çevirmesi nedeniyle Eylül ayı başındaki Danimarka resmi ziyaretini iptal ettiğini açıklayınca, konuyla ilgili haberler yön değiştirdi. Trump, Danimarka başbakanının yanıtını “edepsiz” olarak niteledi ve şunu ekledi: “Amerika Birleşik Devletleri ile böyle konuşamazsınız, en azından ben varken.”

Trump, Washington’ın hem Afganistan’daki hem Irak’taki saldırı savaşlarına asker gönderen ve dünya çapında ABD emperyalizminin aşağılık bir destekçisi işlevi gören NATO müttefiki Danimarka’ya hor davranmakla eleştirildi.

Ancak medyanın büyük kısmının görmezden gelmeyi seçtiği şey, Trump’ın Danimarka’ya ve Grönland’a yönelik kaba yaklaşımının altında yatan asıl emperyalist çıkarlardır.

Dünyanın en büyük adası ve Avrasya ile Kuzey Amerika arasındaki doğal bir bariyer olan Grönland, uzun zamandır ABD emperyalizminin stratejik çıkar alanıdır. İkinci Dünya Savaşı sırasında, ABD ordusu, Nazilerin Danimarka’yı işgal etmesinin ardından, Alman ordusunun ABD kentlerini bombalamak üzere kullanılabilecek hava üsleri kurmasını engellemek için o sırada Danimarka’nın sömürge toprağı olan Grönland’ı işgal etmişti.

Savaştan sonra, Başkan Harry Truman’ın Demokratik Partili yönetimi, Grönland’ı satın almak için, bugün kabaca 1,3 milyar dolara denk düşen 100 milyon dolar değerinde altın teklif etti. Söz konusu teklif, Washington’ın İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Sovyetler Birliği ile askeri çatışmaya hazırlandığı sırada yapılmıştı.

Danimarka hükümeti adayı satmayı reddetmekle birlikte, Washington’a, ABD ordusunu Grönland’da konuşlandırması için kapsamlı haklar tanıdı. Grönland’ın uzak kuzeybatısında II. Dünya Savaşı sırasında kurulmuş olan Thule Hava Üssü, Washington’ın nükleer savaş makinesindeki büyük bir tesis olarak geliştirildi. Burası, Pentagon’un Balistik Füze Uyarı Sistemi için bir cephe hattı izleme istasyonunun yanı sıra, ABD ordusunun casus uygu programına önemli bir üs sağlıyordu.

Kennedy yönetimi döneminde, Grönland’ı Sovyetler Birliği’ne karşı bir nükleer saldırı savaşının fırlatma rampasına dönüştürme girişimi söz konusu oldu. ABD ordusu, Iceworm Projesi kod adı altında, Grönland’ın buz tabakasının altına nükleer başlıklı 600 dolayında orta menzilli füze yerleştirme yönünde bir plan geliştirdi. Plan, Sovyet ordusunun fırlatma mevzilerinin yerini kesin olarak saptamasını zorlaştırmak üzere, kabaca New York eyaleti büyüklüğünde bir bölgeyi kapsayan binlerce atış mevziisini birleştiren 2.500 mil uzunluğunda bir yeraltı tren rayı inşa edilmesini gerektiriyordu. Sonunda, Pentagon, Grönland’ı örten buz tabakasındaki kaymanın böylesi karmaşık bir yeraltı tesisinin sürdürülmesini olanaksız hale getirdiğini keşfedince, plandan vazgeçti.

Grönland üzerine en son anlaşmazlığın, tam da Pentagon’un yeni karadan fırlatmalı orta menzilli kruz füzeleriyle deneme atışları yaptığı anda gelmesi tesadüf değildir. Söz konusu füzeler, Washington’ın yürürlükten kaldırdığı bir anlaşma uyarınca daha öncesinde yasaktı.

Thule’deki işlemler SSCB’nin dağıtılmasından sonra azaltılmış olsa da, Grönland, yeni bir dünya savaşı için hazırlıkların ayrılmaz parçası olan “Kuzey Kutup Bölgesi (Arktika) uğruna kapışma” bağlamında, bir kez daha ABD’nin stratejik çıkarlarının bir odak noktası haline gelmiş durumda.

İklim değişikliği, Grönland’ı yeni bir cephe hattına dönüştürdü. Bölgedeki buz tabakasının deniz seviyelerini yükseltme ve bir küresel felaket tehdidi oluşturarak erimesi, Avrupa’yı, Asya’yı ve Kuzey Amerika’yı birbirine bağlayan yeni deniz rotaları açmaya başlıyor. Bu durum, aynı zamanda, Arktika’nın kaynaklarından faydalanma olasılığı yaratıyor. Bölgede, dünyanın keşfedilmemiş doğalgaz rezervlerinin yüzde 30’unun ve keşfedilmemiş petrol rezervinin yüzde 13’ünün olduğu; ayrıca üretimi şu anda Çin’in hakimiyetinde olan ender madenleri, stratejik maddeleri kapsayan büyük maden yataklarının bulunduğu tahmin ediliyor.

Çin, geçtiğimiz yıl, “Kutupsal İpek Yolu” planlarını açıkladı ve Grönland’da –ABD’nin şiddetle karşı çıktığı– hava ve deniz limanlarının inşasını içeren yatırım anlaşmaları peşinde koşuyor. Rusya da kendi uzak kuzeyini geliştirme peşinde koşuyor ve Kuzey Kutup Dairesi’nin iç tarafındaki bölgenin büyük kısmı üzerinde egemenlik ileri sürüyor.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, geçtiğimiz Mayıs ayında, Arktika Konseyi’nin toplantısına katılmak üzere Finlandiya’ya gitmiş ve yaptığı haydutça konuşmada, bölgenin “bir küresel güç ve rekabet alanı” olduğunu ilan etmişti. Pompeo, Çin’i, Kuzey Buz Denizi’ni “yeni bir Güney Çin Denizi”ne dönüştürmeye kalkışmakla suçladı ve Rusya’nın “ordu çizmesi biçimde kar izleri bıraktığını” söyledi. Pompeo’ya göre, her iki ülke de “saldırgan bir şekilde” davranıyordu.

ABD ordusu, Çin’in bölgede bir köprübaşı elde etmesini engellemek için askeri güç tehdidinde bulunurken, Rusya ile bir askeri cepheleşme kışkırtmak amacıyla, Kuzey Kutup Bölgesi’nde –tıpkı Güney Çin Denizi’ndekiler gibi– “denizcilik özgürlüğü” operasyonlarına hazırlanıyor.

New York Times, Perşembe günü Trump’ın Danimarka’ya yaklaşımını eleştirdiği başyazısında, başkanın ağzından da çıkmış olabilecek sözcüklerle, kaynaklarından ve stratejik öneminden bahsederek, “Grönland’ın elde edilmesi ABD için hoş olurdu,” diye onaylıyor.

Bununla birlikte, başyazı, “büyük güçlerin toprak ve sömürge fethetmeyi ya da satın almayı kendi uygarlaştırıcı görevleri olarak gördükleri dünya çoktan sona erdi,” diye devam ediyor.

Benzer şekilde, Danimarka başbakanı, Pazar günü Grönland’a yaptığı ziyaret sırasında, “Başka ülkeleri ve nüfusları alıp sattığınız günler neyse ki son buldu,” diye belirtti.

Her iki açıklama da yanlıştır. Trump’ın Grönland’ı kaba bir şekilde satın alma arzusu bir sapma ya da onun bir emlak dolandırıcısı, kumarhane üçkağıtçısı ve televizyon şovu yıldızı olduğu günlerinin çılgınca tekrarlanması değildir.

ABD emperyalizmi, yaklaşık otuz yıldır Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da ve Suriye’de kesintisiz bir şekilde yeni sömürgeci fetih savaşları yürütmüştür. Toprak fethetme günlerinin geride kaldığını iddia etmek için, bütün bu savaşları desteklemiş olan New York Times’ınki gibi kendi kendine hizmet eden ve sarsıcı düzeyde bir unutkanlık gerekir.

ABD hükümetlerinin (hem Demokratlar hem Cumhuriyetçiler döneminde) yürüttüğü militarist ve emperyalist politikalar, son tahlilde, bu hükümetlerin küresel kapitalizmin krizine yanıtıdır. Kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyeti üzerinde yükselen ekonomik sistemin anarşik karakterinin üstesinden gelemez ve küresel ölçekte birbirine bağlanmış bir ekonominin muazzam gelişimi ile varlığını sürdüren kapitalist ulus devlet sistemini bağdaştıramaz.

Lenin, Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında yazdığı Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması adlı eserinde, şunları açıklamıştı: “dünyanın halihazırda paylaşılmış olması, her çeşit toprağa ulaşmak için bir yeniden paylaşım tasarlayanları zorunlu kılmaktadır ve (2) emperyalizmin temel bir niteliği, egemenlik arayışındaki; yani doğrudan kendisi için değil ama düşmanı zayıflatmak ve egemenliğinin altını oymak için toprak fethetme arayışındaki birkaç büyük güç arasındaki rekabettir.” Trump’ın Grönland’a yönelik taleplerinin altında yatan dürtüler tam olarak bunlardır. Bu talepler, hem Çin’i ve Rusya’yı hem de Avrupa’yı hedef almaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri başkanının bugün çıplak emperyalist ilhak ve sömürge fethi dilini konuşuyor olması, bir üçüncü dünya savaşına doğru gidişteki ilerlemenin yalnızca başka bir dışavurumudur.

ABD emperyalizminin izlediği pervasız ve yıkıcı politikalar, ABD dahil bütün dünyada toplumsal gerilimlerde ve sınıf mücadelesinde muazzam bir büyümeye neden oluyor. Yeni bir dünya savaşı yönünde büyüyen tehlikeye verilecek tek geçerli yanıt burada yatmaktadır. Belirleyici sorun, işçi sınıfına dayanan uluslararası, sosyalist bir savaş karşıtı hareketin inşa edilmesidir.