Cezayir: Protestolar büyürken, ordu İşçi Partisi’nin önderini tutukladı

Will Morrow
14 Mayıs 2019

Perşembe günü öğlen saatlerinde, General Ahmed Kayid Salih’in denetimindeki Cezayir hükümeti, İşçi Partisi’nin (PT) Genel Sekreteri Luveyze Hanun’u gözaltına aldı ve askeri bir mahkemeye çıkarıp hapse attı. Haberlere göre, Hanun, “ordunun otoritesine saldırmak” ve “devlet otoritesine karşı komplo” ile suçlanıyor.

Sosyalist Eşitlik Partisi (SEP), ordunun Hanun’u hiçbir kanıt göstermeden, temelsiz bir şekilde gözaltına alıp tutuklamasını kınar. Ordunun hedefi, herkesle, Hanun gibi rejimle sıkı bağlara sahip kişilerle bile acımasızca uğraşabileceğine ilişkin bir mesaj vererek, işçiler ve gençler arasındaki çok daha geniş muhalefeti terörize etmektir. Bu, General Salih’in, her hafta milyonlarca işçinin ve gencin rejimin düşmesi talebiyle sokaklara çıktığı protestoları bastırmaya hazırlandığına ilişkin bir uyarıdır.

Hanun, gözaltına alındığı zaman, eski devlet başkanı Abdulaziz Buteflika’nın kardeşi Said Buteflika’nın duruşmasında tanık olarak ifade vermek üzere bir askeri mahkemeye çağrılmıştı. Abdulaziz Buteflika, Mart ayında, Salih’in emriyle görevden alındı. Bu görevden alma, 22 Şubat’ta başlayan, toplumsal eşitsizliğe ve işsizliğe yönelik öfke eliyle harekete geçirilen protestoları sona erdirme yönünde başarısız bir çabaydı.

Said’in duruşmasını, geçtiğimiz iki hafta içinde Buteflika rejimi ve istihbarat kurumları içindeki üst düzey kişilere yönelik bir dizi tutuklama takip etti. 6 Mayıs’ta, Toufik olarak bilinen ve 25 yıldır İstihbarat ve Güvenlik Dairesi’nin başında olan General Muhammed Mediene ve onun eski yardımcısı ve ardılı olan, “Beşir” diye bilinen Atmane Tartag, Said ile birlikte duruşmaya çıkarıldı.

Bir hafta önce, Buteflika’nın yakın çevresinden beş milyarder, Isaad Rebrab ile birlikte, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanmıştı. Cezayir’deki en büyük özel şirket olan Cevital’ın kurucusu ve yönetim kurulu başkanı olan Rebrab, ülkenin en zengin kişisi (Bloomberg’e göre, Afrika’daki en zengin dokuzuncu kişi). Bu tutuklamalar, sahte bir demokratik reform görüntüsü vermenin yanı sıra, rejimin rakip gerici hizipleri arasında hesaplaşmayı hedefliyordu.

Hanun, Salih’e ve orduya sınırlı eleştiriler getirmesinden sonra tutuklandı. O, Salih’in, 2013’te Mısırlı General Abdülfettah El Sisi’nin Mısır işçi sınıfının devrimci mücadelelerine karşı düzenlediği gibi kanlı bir darbe düzenleyebileceği uyarısında bulunmuştu.

4 Mayıs’ta, Salih’in, bizzat önderlik ettiği ordu hakimiyetindeki düzmece “geçiş”e halk desteği talep etmesinden sonra, Hanun, bir “Mısır durumu” uyarısında bulunmuş ve şunları belirtmişti: “El Sisi, iktidara gelir gelmez, ordunun gerçek bir demokrasi getireceği inancıyla onu desteklemiş olan eylemciler ve siyasi partiler arasındaki saf insanların bile hapse atılması emri verdi…”

SEP’in Hanun’un tutuklanmasına karşı çıkışı, bizim Hanun’a ve İşçi Partisi’ne yönelik ilkeli siyasi muhalefetimizi hiçbir şekilde değiştirmez. PT, iktidardaki Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni (FLN) uzun zamandır destekliyordu ve Hanun, Şubat ayında protestolar başladığında, saçma bir şekilde protestoların Buteflika’yı hedef almadığını iddia ederek, Abdulaziz Buteflika’yı savunmuştu. Rejim ile siyasi işbirliğine ilişkin bu uzun sicil, PT’yi Cezayirli işçiler ve gençler arasında son derece gözden düşürmüş durumda.

Hanun’un Cezayir anayasasını yeniden yazmak üzere bir kurucu meclis talep etme perspektifi, rejimin kendisini demokratik bir reformdan geçirebileceğine ilişkin ölümcül yanılsamayı teşvik etmektedir. Hanun’un bu perspektifi yükseltmesi, büyüyen protestoların, işçi sınıfının devlet iktidarı uğruna gerçekten sosyalist mücadelesi yönünde gelişmesini engellemeye hizmet etmektedir.

Son üç haftadır basında yer alan haberler, orduyu ve Salih’i hedef alan sloganlarda dikkat çekici bir artışı gösteriyordu. “Mısır çözümüne hayır” ve “Salih, defol!”, bu sloganlar arasındaydı.

3 Mayıs’ta başkentteki hükümet karşıtı gösteriye katılan Cezayirli protestocular

Rejime karşı kitlesel protestolar, Buteflika’nın görevden alınmasından bu yana tırmandı. 10 Mayıs’ta, art arda on ikinci Cuma protestosunda, başkent Cezayir’de, Vahran’da, Setif’te, Konstantin’de ve ülke genelindeki diğer büyük kentlerde binlerce kişi yürüyüş düzenledi. Bu, Ramazan ayının ilk protestosuydu. Protestocular, Buteflika’nın eski sıkı müttefiklerinin, geçici devlet başkanı Abdülkadir bin Salih’in ve başbakan Nureddin Bedui’nin yönetiminde, 4 Temmuz’da yeni devlet başkanlığı seçimleri düzenlenmesi çağrısına karşı çıkıyorlar.

Yürüyüşe eşi ve iki çocuğu ile katılan 37 yaşındaki bir öğretmen, Reuters’a, “Vazgeçmeyeceğiz. Savaş devam edecek,” dedi.

Ordu, şimdiye kadar, hükümete karşı hareketi yoğunlaştıracağı korkusuyla, protestoculara kanlı bir baskıya girişmekten geri durdu. Ancak bu tür eylemler subaylar arasında kuşkusuz tartışılıp hazırlanıyor.

Çarşamba günü, ordunun resmi yayın organı El-Djeich, hükümete karşı “Makyavelce bir plan” ve “alçak bir komplo” diye adlandırdığı şeye karşı uyarıda bulunan bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, “bir avuç komplocu tarafından tezgahlanan” planlar “kaçınılmaz olarak başarısız olacaktır; halk ile ordusu arasındaki bütünlüğü bozmayı amaçlayan plan da buna dahildir,” deniyordu. Devamında, “kargaşa çıkarmak” için “halk hareketinin kontrolünü almak ve hareketi, kendilerini halkın sözcüleri ilan ederek kendi acil çıkarlarına hizmet etmeye yönlendirmek isteyen” küçük gruplar suçlanıyordu.

6 Mayıs’ta, devlet televizyonu, öğleden sonra Canal Algérie’da yayınlanacak olan bir programı, söylendiğine göre ordu destekli “geçiş”i eleştirdiği için sansürledi.

Artan baskı, hepsi rejime desteğini ifade etmiş olan Fransa’dan, Avrupa’daki diğer büyük emperyalist güçlerden ya da ABD’den en ufak bir eleştiriye yol açmadı. Fransa’daki Macron hükümeti, devrimci bir Cezayir işçi sınıfı hareketinin, Fransız işçilerinin kemer sıkmaya ve eşitsizliğe karşı büyüyen mücadelelerinin ortasında, milyonlarca kişiden oluşan bir Cezayir diasporasına ev sahipliği yapan Fransa’ya yayılabileceğinden dehşete kapılıyor.

İşçi sınıfı içinde orduya büyüyen muhalefet ve bir “Mısır çözümü”nün alenen suçlanması, Mısır’da 2011’de Hüsnü Mübarek’i alaşağı eden devrimin ardından gelen askeri darbenin deneyiminin uluslararası ölçekte halkın bilincine girdiğini göstermektedir. Bununla birlikte, görev, bu deneyimden gerekli siyasi sonuçları çıkarmaktır.

İşçi sınıfı, Mübarek’i devirmek için kahramanca bir mücadele vermiş olmasına rağmen, siyasi iktidarı kendi eline alması engellenerek siyasi olarak çeşitli burjuva partilerine tabi kılınmıştı. Bunda en önemli rolü, Devrimci Sosyalistler (RS) partisi oynamıştı. RS’nin devrim boyunca yaptığı dönüşlere, işçileri burjuvazinin şu ya da bu kesiminin arkasına yedekleme kararlılıkları yön verdi: önce ordu önderliğindeki geçiş hükümetine, sonra Müslüman Kardeşler’e ve daha sonra, 2013’te, Sisi darbe düzenlemeye hazırlanırken, ordunun burjuva müttefiklerine.

Mısır’daki deneyim, Lev Troçki’nin, geç kapitalist gelişmeye sahip ülkelerde, emperyalizme bağlı olan burjuvazinin, demokratik bir rejim kuramayacağını açıklayan Sürekli Devrim Teorisi’ni olumsuz yönden doğruladı. Demokratik haklar uğruna mücadele görevi, ezilenleri sosyalizm uğruna mücadelede arkasında toplayan işçi sınıfına düşmektedir.

Cezayir’deki merkezi görev, bu perspektif uğruna mücadele eden Troçkist bir öncü partinin inşası olmayı sürdürmektedir.