Terör saldırılarının ardından Sri Lanka hükümeti olağanüstü hal ilan etti

27 Nisan 2019

Sri Lanka hükümeti, en az 290 kişinin ölümüne yol açan Pazar günkü bombalı terör saldırılarını, polise ve orduya aşırı sert gözaltı ve tutuklama yetkileri veren bir olağanüstü hali uygulamaya koymak için kullandı.

Birçok ayrıntı açıklanmamış olmakla birlikte, Pazar günkü saldırılar, Paskalya Bayramı nedeniyle tıka basa dolu olan üç Hristiyan kilisesine ve üç lüks otele dakikalar içinde gerçekleştirilen eşgüdümlü bombalı saldırılardan oluşuyordu. 500’ü aşkın yaralının birçoğu kritik durumda olduğu için ölü sayısı büyük olasılıkla artacak.

Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS), masum erkekleri, kadınları ve çocukları ayrım gözetmeden öldürmüş ve şimdiden geniş kapsamlı antidemokratik önlemlere bahane sağlamış olan bu korkunç bombalı saldırıları mahkum eder.

İnsanlar, Katuwapitiya Kilisesi’nde cesetleri topluyor

Daha olağanüstü hal ilan edilmeden önce, hükümet, sözde “aldatıcı haberler”in yayılmasını önlemek için, Facebook, YouTube ve WhatsApp dahil sosyal medyayı ülke genelinde görülmemiş bir şekilde engelledi.

Olağanüstü hal, kötü ünlü Terörizmi Önleme Yasası’nın (PTA) en önemli bölümlerini etkin hale getirecek. PTA, orduya ve polise, terör şüphesiyle keyfi gözaltı yapma ve şüphelileri suçlama olmadan uzun süreler alıkoyma izni veriyor.

Mahkemede kullanılmak üzere işkenceyle itiraf alınmasına da izin veren PTA, birbirini izleyen Colombo hükümetlerinin, ayrılıkçı Tamil Eelam Kurtuluş Kaplanları’na (LTTE) karşı otuz yıllık acımasız topluluksal savaşı sırasında yaygın biçimde kullanılmıştı.

Olağanüstü yetkiler, aynı zamanda, “başkaldırma, isyan ya da halk ayaklanması”nı zorla bastırmaya ve temel hizmetlerin sürdürülmesine (geçmişte, grevleri bastırmak için kullanılan bir önlem) olanak sağlıyor. Polis ve ordu, içeri girme ve arama yapma, mülkiyete el koyma ve toprak dışında zorla mülk edinme yetkilerine de sahip olacak.

WSWS, hükümetin sert kemer sıkma önlemlerine karşı grevlerin ve protestoların canlanmasının ortasında, bu son derece antidemokratik önlemlerin, her şeyden önce, işçi sınıfına karşı olduğu uyarısında bulunur. Geçtiğimiz Aralık ayında, yüz binlerce plantasyon işçisi, sendikalar tarafından satılmalarından önce, yoksulluk düzeyindeki ücretlerine yüzde 100 zam talebiyle greve gitmişti.

Hükümetin olağanüstü hal altında attığı ilk adımlardan biri, baskının asıl hedefinin işçi sınıfı olduğuna ilişkin açık bir işaretle, bütün 1 Mayıs mitinglerini ve toplantılarını yasaklamak oldu. 1 Mayıs, Sri Lanka işçi sınıfı tarafından, geleneksel olarak, yaygın biçimde, işçilerin uluslararası dayanışma günü olarak kutlanır.

Bombalı saldırılar, Colombo egemen çevreleri içinde var olan ve hem yükselen sınıf mücadelesi, hem de ABD ile Çin arasındaki yoğun jeopolitik rekabet eliyle körüklenen şiddetli bir siyasi krizin ortasında meydana geldi.

Sri Lanka’nın mevcut Devlet Başkanı Maithripala Sirisena, Washington’ın, başbakan olarak atanan Ranil Wickremesinghe’nin yardımıyla düzenlediği bir yönetim değişikliği operasyonuyla Mahinda Rajapakse’nin yerini aldığı 2015 seçimlerinde iktidara geldi. ABD, Rajapakse’nin Çin ile sıkı bağlarına düşmandı.

Ne var ki, üç yıl sonra, emekçilerin yaşam koşullarına yönelik kapsamlı saldırılarının sonucunda hükümetin halk desteği keskin biçimde düşerken, Sirisena ile Wickremesinghe’nin araları açıldı. Sirisena, geçtiğimiz Ekim ayında, Wickremesinghe’yi görevden aldı, Rajapakse’yi başbakan olarak atadı ve ardından parlamentoyu feshetti. Sirisena, Yüksek Mahkeme’nin bu yaptıklarının anayasaya aykırı olduğuna karar vermesinin ardından, Washington’dan gelen baskı altında, yüz seksen derecelik bir dönüş yaptı ve Wickremesinghe’yi göreve geri atadı.

Pazar günkü bombalı saldırılar, bu sert rekabet, entrikalar ve komplolar bağlamında gerçekleşti. Şu ana kadar en olağanüstü ifşa, Sri Lanka polisinin, saldırılardan 10 gün önce, özellikle İslamcı grup Ulusal Thowheeth Cemaati’nin (NTJ) “önemli kiliseleri hedef alan intihar saldırıları gerçekleştirme” planları konusunda yabancı bir istihbarat uyarısı almış olmasıdır.

Wickremesinghe’nin, Sirisena’nın ve Rajapakse’nin önderlik ettiği ve polisin gerekli adımları atmamasına yönelik halk öfkesini saptırmak için her şeyi göze almış olan rakip hizipler, birbirlerini suçluyorlar. Gelgelelim, şu apaçık soruların hiçbiri yanıtlanmış değil: önceden yalnızca Budist heykellerine zarar vermekle tanınan küçük, az bilinen bir İslamcı grup, hazırlanması aylar gerektirecek olan, intihar saldırılarını da kapsayan karmaşık ve eşgüdümlü bir saldırı gerçekleştirmek için gerekli kaynakları ve becerileri nasıl edindi?

Dahası, onlarca yıllık iç savaş sırasında oluşturulmuş olan polis, ordu ve istihbarat kurumları, olası faillerin adını veren bir istihbarat uyarısından sonra bile, nasıl hiçbir önlem almadı? Colombo siyaset kurumu ve güvenlik aygıtı, Sinhala Budist şovenizmine derinlemesine batmıştır ve geçmişte Hristiyanlara, Müslümanlara ve ibadethanelerine saldıran Budist aşırılıkçısı gruplarla güçlü bağlara sahiptir.

Bakanlar kötü niyetli bir “uluslararası şebeke”ye işaret etseler de, suçluların içeride olma olasılığı dışlanamaz. Ordu-istihbarat aygıtının bir hizbi, siyasi hedeflerini ilerletmek için, yaklaşan saldırıya göz yummuş ve hatta bombacıları manipüle etmiş olabilir mi? Bu, güvenlik güçlerinin adadaki uzun süreli iç savaş sırasında gerçekleştirdikleri kirli numaraların ve suçların uzun sicili göz önünde bulundurulduğunda, kesinlikle olasıdır.

İletişim Bakanı Harin Fernando, BBC’ye yaptığı özellikle açığa vurucu bir yorumda, şunları söyledi: “Buna bakmamızın pek çok yolu var ama şu anda başlıca önceliğimiz bu sekiz, on, on iki adamın bu saldırıyı gerçekleştirmesine gerçekte neyin yol açtığını bulmak olacak. Ancak bir darbeyi de dışlamıyoruz.” [vurgular sonradan eklendi]

Bombalı saldırıların arkasında ne tür entrikalar yatıyor olursa olsun, egemen sınıfın tüm hizipleri, sert rekabetlerine karşın, temel bir konuda tümüyle birleşmiş durumdadır: gelişen işçi sınıfı mücadelelerinden duyulan derin korku ve bu mücadelelere yönelik düşmanlık.

Sri Lanka’da, ilk kez sosyal medyanın yasaklanmasını da kapsayan polis devleti önlemlerinin uygulamaya konması, tüm dünyada dayatılan antidemokratik gündemin ayrılmaz parçasıdır. Geçtiğimiz ay, Yeni Zelanda’da camilere yönelik faşist saldırının ardından, hükümet, interneti sansürledi ve şimdi de devletin baskı aygıtını genişletiyor. Sri Lanka’daki bombalı saldırılardan da, Asya’da ve dünya genelinde uygulamaya konacak yeni örnekler oluşturmak için yararlanılıyor.

K. Ratnayake ve Peter Symonds