AKP sandıktan birinci çıkarken büyük kentleri kaybetti

Alex Lantier ve Ulaş Ateşçi
2 Nisan 2019

Pazar günü, Türkiye genelinde seçmenler yerel seçimler için sandık başına gitti. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile aşırı sağcı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) arasındaki “Cumhur İttifakı”, oyların yüzde 52’sini alarak, küçük bir farkla çoğunluğu korudu.

İşçi sınıfını içinde ekonomik krize yönelik artan öfkeye rağmen, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile aşırı sağcı İYİ Parti’nin, Kürt milliyetçisi Halkların Demokratik Partisi (HDP) destekli rakip “Millet İttifakı”, birlikte oyların yalnızca yüzde 42’sini aldı. Aynı zamanda, “Millet İttifakı”, devlet makinesi içinde derinleşen bir çatışmaya zemin hazırlayacak şekilde, bir dizi büyük kenti kazanmayı başardı.

Açık olan, işçilerin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP hükümetine yönelik hoşnutsuzluğunun, mevcut siyasi yapılanma üzerinden hiçbir anlamlı ifade bulamadığıdır.

Türkiye’nin en büyük kenti olan ve istatiksel bir oy eşitliğinin olduğu İstanbul’da, tartışmalı bir seçim görülüyor. Bu yazı yazılırken, “Cumhur İttifakı”nın adayı Binali Yıldırım (AKP), “Millet İttifakı”nın adayı Ekrem İmamoğlu’nun (CHP) yaklaşık 4.000 oy önündeydi. Yıldırım’ın durum buyken zafer ilan etmesinin ardından, İmamoğlu bunu bir “manipülasyon” olarak suçlayan bir konuşma yaptı ve buna karşı çıkacağını belirtti [Öğle saatlerinde, İl Seçim Kurulu, İmamoğlu’nun 24.408 oyla seçimi önde kapadığını açıkladı – çev.].

Akşam geç saatlerde, Yıldırım’ın sadece 4.000 oy öndeyken kazandığını açıklamasından sonra, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ve Anadolu Ajansı, İstanbul’daki sonuçları güncellemeyi durdurdu. Birkaç saat önce de, CHP’li ve HDP’li yetkililer, YSK’nin ülke genelinde yaklaşık bir saat seçim sonuçlarını vermeyi kestiğini açıklamış ve hem sonuçların geçerliliğini hem de YSK’nin “teknik arıza” iddiasını sorgulamışlardı.

CHP’nin Ankara büyükşehir belediye başkanı adayı Mansur Yavaş, kullanılan 3 milyon oyun yüzde 50,6’sını alarak belediye başkanlığını AKP’li rakibinden alırken, CHP, kalesi İzmir’de, 2 milyon oyun yüzde 58,1’i ile yönetimini korudu. Bursa’da, AKP adayı Alinur Aktaş, 1,6 milyon oyun yüzde 49,5 ile başkanlığı kazandı. “Millet İttifakı”nın CHP’li adayları, Antalya (yüzde 50,8) ve Adana (yüzde 53) büyükşehirlerini kazanmayı başardılar. Mersin’de de, yüzde 45 ile CHP’nin adayı belediye başkanlığını kazandı. Söz konusu kentlerde, önceki dönemde, AKP’li ve MHP’li belediye başkanları vardı.

Kürtlerin çoğunlukta olduğu güneydoğu bölgesinde, en büyük kent olan Diyarbakır’ı, yüzde 58 oy oranıyla HDP’nin adayı Adnan Selçuk Mızraklı kazandı. Bununla birlikte, HDP, bölgedeki bir dizi kentte oy kaybına uğradı; bazı yerleri, Erdoğan hükümetinin Kürt illerindeki antidemokratik baskı sırasında kayyum atadığı AKP’li belediye başkanlarına, Tunceli’yi (Dersim) de Stalinist Türkiye Komünist Partisi’ne (TKP) kaybetti.

HDP, o kentlerden biri olan Şırnak’ta seçime hile karıştırıldığını ileri sürüyor. Bir önceki seçimde kentte oyların yüzde 59,6’sını alarak kazanmış olan HDP, bu kez oyların yüzde 61,9’unu alan AKP’ye kaybetti. Bu konuda, seçmen listelerinin askıya çıktığı Ocak ayından beri binlerce asker ve polisin kente taşındığını belirten HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz, “Bu süreçte haklı itirazlarımız reddedildi. Bugün hukuka, demokrasiye aykırı bir sonuç çıkabilir. Yaşananlar kayyumun farklı bir versiyonudur ve Şırnak’a darbedir,” dedi.

Sonuçların duyurulmasının ardından, Erdoğan, sonuçları AKP’nin zaferi olarak kutlayan bir konuşma yaptı. “Türkiye, seçimleri demokratik olgunluk içinde tamamladı,” diyen Erdoğan, “seçimlerden AK Parti olarak, 3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana hep olduğu gibi yine açık ara birinci parti olarak çıktıklarını” ekledi.

Erdoğan, seçim sonuçlarına, kemer sıkmayı ve savaş hazırlıklarını arttırarak karşılık vermeyi planlıyor. Yaklaşık beş yıl başka seçim olmayacağını belirten Erdoğan, “çok güçlü ekonomi programı”nın hayata geçirileceğini duyurdu: “Türkiye olarak serbest piyasa ekonomisi kurallarından taviz vermeden kendi hedeflerimiz doğrultusunda oluşturduğumuz güçlü ekonomi programını dikkatle hayata geçireceğiz. Artık bizim için ekonomide reformların hayata geçirileceği büyük ve güçlü Türkiye hedefine tavizsiz bir şekilde odaklanacağımız uzun bir dönem var.”

Bu açıklama, Türkiye’nin başlıca patron örgütü olan TÜSİAD’ın seçimin hemen ardından yaptığı şu açıklamayı takip ediyordu: “Yerel seçimlerin de geride kalmasıyla, önümüzdeki seçimsiz dönem ekonomik, sosyal ve siyasal reform gündemimiz için önemli bir fırsattır. Bu çerçevede hükümetimizin 20 Eylül 2018 tarihinde açıkladığı Yeni Ekonomik Program doğrultusunda sıkı para ve bütçe politikaları ekonomik güven ortamı için öncelik olacaktır... Serbest piyasa ilkelerinden taviz vermeden, düzenleyici kurulların bağımsızlık ve saydamlığını güçlendiren, dünyada rekabet gücümüzü artırıcı yapısal reformları içeren ve ekonomik kırılganlıkları giderecek bütüncül bir ekonomik yaklaşım son derece etkili olacaktır.”

Erdoğan, ayrıca, Türk burjuvazisinin ABD destekli Kürt milislerin (YPG) bağımsız bir Kürt devlet kurabileceğinden ve Türkiye içindeki Kürtlerden destek görebileceğinden korktuğu komşu Suriye’deki Kürt güçlerini hedef alan askeri operasyonları yoğunlaştırmayı planladığını belirtti. Cumhurbaşkanı, Cumartesi günü düzenlenen bir mitingde, “Seçimden sonra ilk iş Suriye meselesini mümkün olursa masada değil, sahada mutlaka çözeceğiz,” tehdidinde bulunmuştu.

AKP önderliğindeki “Cumhur İttifakı”nın seçmenler arasında kıl payı çoğunluğu koruyabilmesi, yalnızca CHP’nin değil ama aynı zamanda HDP’nin ve coşkuyla CHP önderliğindeki “Millet İttifakı”na katılan çeşitli küçük burjuva sahte sol örgütlerin iflasını göstermektedir.

İstanbul Beyoğlu’nda HDP’nin ve aşırı sağcı İYİ Parti’nin desteğiyle CHP’nin adayı olarak yarışmayı kabul eden Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) önderi Alper Taş, yenilgiye uğradı.

Türkiye’deki geniş işçi kitleleri arasında, CHP ve müttefikleri, son derece güvenilmez durumda. Bu yalnızca, CHP’nin, 20. yüzyılda NATO destekli üç kanlı darbe düzenleyen Türk ordusunun geleneksel partisi olmasından değil; 2016’da Erdoğan’ı hedef alan başarısız darbe girişiminde Washington’ın ve Berlin’in rolünü eleştirmekten sakınmasından kaynaklanıyor. CHP, Suriye’de NATO’nun önderlik ettiği vekil savaşında Erdoğan’ın rolünü destekledi ve AKP 2002’de iktidarı almasından önceki dönemlerde –gerek CHP olarak gerek farklı isimlerle– hükümette iken, bir kemer sıkma partisi sicili oluşturmuştu.

HDP’nin ve ÖDP gibi bir dizi sahte sol örgütün CHP’nin arkasında sıralanması, yalnızca, bu partilerin emekçilere sunacak hiçbir şeyinin olmadığının altını çizmektedir.

Onlar, enflasyonun tırmandığı ve işsizliğin yüzde 13,5’e yükseldiği (gençler arasında yaklaşık yüzde 25) Türkiye’deki ekonomik kriz nedeniyle artan hoşnutsuzluktan ve NATO’ya ve emperyalist savaşlara yönelik köklü muhalefetten yararlanmayı başaramadılar.

Bu hoşnutsuzluk o kadar derin ki, seçim kampanyası sırasında, Erdoğan’ın AKP’sinden, eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun önderlik ettiği bazı kesimler, açıkça Erdoğan’ı terk edip yeni bir parti kurmayı tartışmışlardı.

Gelgelelim, seçimlerin ve CHP ile müttefiklerinin AKP’den duyulan hoşnutsuzluktan yararlanamamasının ardından, bu güçler, yeniden Erdoğan’ın safına geçmiş görünüyorlar. Davutoğlu, seçimin ardından, Erdoğan’a destek sinyali vermek için Twitter’ı kullandı. Oylarını kullanan “genci yaşlısı milyonlarca vatandaş”ı kutlayan Davutoğlu, “Şimdi hepimize düşen milletimizin iradesine saygı duyarak ortak aidiyet bilincimize sahip çıkmak, ortak kader yolculuğumuza sağlam adımlarla devam etmektir,” diye yazdı.

Bu seçim sonucu, 2011’deki Tunus ve Mısır ayaklanmalarında ve şu anda Cezayir’deki askeri rejimin gitmesini talep eden kitlesel protestolarda olduğu gibi, etkin muhalefetin, tüm siyaset kurumuna karşı bir başkaldırı biçiminde, yalnızca işçi sınıfından geleceğini göstermektedir.