Venezuela darbesi üzerinden ABD ile Rusya ve Çin arasındaki gerilimler artıyor

Bill Van Auken
1 Nisan 2019

ABD Başkanı Donald Trump, Çarşamba günü, Beyaz Saray’daki gazetecilere, Rusya’nın Venezuela’dan çıkmak zorunda olduğunu söyledi. Trump, Washington’ın bu talebi nasıl kabul ettireceği sorusuna, “Göreceğiz. Bütün seçenekler masada,” yanıtını verdi.

Trump, bu ültimatomu, Beyaz Saray’da, Venezuela’daki sağcı muhalefetin önderi Juan Guaidó’nun eşi Fabiana Rosales ile fotoğraf çektirdiği sırada verdi. Guaidó, Ocak ayında, ABD’nin desteğiyle, kendisini Venezuela’nın “geçici devlet başkanı” ilan etmiş ve orduyu Devlet Başkanı Nicolas Maduro hükümetini devirmeye çağırmıştı.

Trump yönetimi yetkililerinin Venezuela’nın “devlet başkanının eşi” olarak söz ettikleri Rosales, ABD’nin organize ettiği rejim değişikliği operasyonuna destek toplamayı amaçlayan uluslararası bir tur düzenliyor. Söz konusu operasyon, geçtiğimiz ay sözde insani yardım taşıyan kamyonları Kolombiya-Venezuela sınırından zorla içeri sokma yönündeki sinik girişimin başarısızlığa uğraması fiyaskosundan bu yana gözle görülür biçimde bayrak çekmiş durumda.

Hem Guaidó hem de ABD’li efendileri, bu provokasyonun, Venezuela silahlı kuvvetlerinin Maduro’ya karşı bir kalkışmaya girişmesini tetikleyeceğini öngörmüştü. “İnsani yardım” hilesine sadece bir avuç muhalefet destekleyicisi ve çete üyesi katılırken, güvenlik güçleri saldırıyı kolayca kontrol altına aldılar.

ABD’nin en son provokasyonu, 100 dolayında askeri personel taşıyan iki Rus uçağının hafta sonu Venezuela’ya gelmesine odaklanmış durumda. Antonov An-124 kargo uçağı ve İlyuşin II-62 yolcu uçağı, Cumartesi günü, Caracas’ın dışındaki Maiquetía havalimanına indi.

Görece az sayıda Rus askerinin gelişi, Trump yönetiminin, Venezuela hükümetini devirme girişimini organize eden üst düzey yetkililerinin kınama yağmuruna yol açtı.

Beyaz Saray’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD’nin, Batı Yarımküre’ye “burnunu sokan yabancı düşman askeri güçleri hoş görmeyeceğini” açıkladı.

Mart ayının başında, Bolton, ABD’nin Venezuela politikasının temeli olarak Monroe Doktrini’ne başvurmuştu. ABD’nin bu 19. yüzyıl dış politika deklarasyonu, başlangıçta, Avrupa imparatorluklarının, Latin Amerika’da bağımsızlığını yeni ilan eden cumhuriyetleri yeniden sömürgeleştirme yönündeki her türlü girişimine karşı koymayı amaçlıyordu. 20. yüzyılda, birbirini izleyen ABD hükümetleri, bu doktrine, ABD emperyalizminin yarımküre genelinde kendi iradesini dayatmak üzere askeri güç kullanmasının izin belgesi olarak başvurdular. Sonuç, Güney ve Orta Amerika’nın büyük kısmında 50 kadar doğrudan askeri müdahale ve faşist-askeri diktatörlüklerin dayatılması idi.

Bu arada, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsüne göre, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’a, 25 Mart’ta yaptıkları bir telefon görüşmesinde, Washington’ın, “Rusya Venezuela’da gerilimleri şiddetlendirirken, eli kolu bağlı oturmayacağını” söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamada, Rus askerlerin gelişini, Venezuela’da gerilimlerin “pervasızca tırmandırılması” olarak adlandırdı ve şunları ekledi: “Venezuela’da Nicolas Maduro’nun gayrimeşru rejimini desteklemek için durmadan Rus askeri getirilmesi, Venezuela halkının acısını uzatma riski oluşturmaktadır...”

Ne ikiyüzlülük! Washington, ülke ekonomisinin yoğun krizini ciddi biçimde ağırlaştıran ve bedelini Venezuelalı emekçilerin ödediği, durmadan artan bir yaptırım dalgası uyguluyor. Trump yönetiminin Cuma günü gazetecilere yapılan resmi bilgilendirmesi, şu şekilde övünüyordu: “Yaptırımların etkisi sürüyor ve birikerek artıyor. Bizim rejime ekonomik olarak yapmakta olduğumuz şey, Yıldız Savaşları’nda Dart Vader’ın birinin boğazını sıkması gibi bir şey.”

Rusya Savunma Bakanlığı, Lavrov’un, Pompeo’yu şu sözlerle suçladığını aktardı: “Washington’ın Venezuela’da bir darbe düzenleme girişimleri ve onun meşru hükümetine karşı tehditleri, BM Sözleşmesi’nin ihlalidir ve egemen bir devletin iç işlerine açık müdahaledir.”

Bakanlık, Rus askerlerinin Venezuela’ya gelişinin, Moskova ile Caracas arasında 2001’de imzalanmış bir “askeri teknik işbirliği anlaşması”nın yerine getirilmesi olduğunu belirtti.

Bakanlık sözcüsü Mariya Zaharova, Salı günü yaptığı açıklamada şunları söyledi: “ABD, Latin Amerika’ya, 200 yıl önceki sömürge zamanlarındaki gibi, kendi özel çıkarlarının alanı, kendi ‘arka bahçesi’ gözüyle bakmayı sürdürüyor ve dosdoğru, tek kelime etmeden ABD’ye itaat etmesini ve diğer ülkelerin bölgeden çekilmesini talep ediyor... ABD, insanların, bombardıman uçaklarının kanatlarında onlara demokrasi getirmesini beklediğini mi sanıyor? Bu soruya, Iraklılar, Libyalılar ve Sırplar cevap verebilirler.”

Bu arada, ABD’li bir yetkili, Reuters’a, Cumartesi günü gelen Rus askerlerinin, siber güvenlik alanında uzman bir ekibi içerdiği kaygısını dile getirdi.

Bu kaygı, Pazartesi günü başlayan ve Caracas’ın büyük kısmı ile birlikte en az 16 eyaleti etkileyen bir dizi yeni elektrik kesintisi ile aynı zamana denk geliyor. Maduro hükümeti, kesintilerden, güç sisteminin bilgisayarlı altyapısına yönelik siber saldırıları kapsayan sabotajları sorumlu tuttu.

Venezuela’daki durum, Washington ile Pekin arasındaki gerilimleri de arttırdı. Bu durum, ABD’yi, Amerikalılar Arası Kalkınma Bankası’nın (IDB), 26 Mart’ta Çengdu’da yapılması planlanan 60. yıldönümü toplantısını iptal etmeye zorladı.

Trump yönetimi, IDB’nin, toplantıda, bir kişiyi kuklası Guaidó’nun Venezuela temsilcisi olarak kabul etmesini talep etmişti. Çin, Washington’ın adamı Ricardo Hausmann’a vize vermeyi reddetti. Harvard’dan ekonomist olan Hausman, Venezuela Devlet Başkanı Carlos Andrés Pérez’in, caracazo olarak bilinen 1989 halk isyanının bastırılması sırasında 3.000 dolayında işçiyi ve genci katleden hükümetinde dışişleri bakanıydı. Hausmann, alenen, ABD’yi, bir “gönüllü koalisyonu” ile birlikte Venezuela’yı istila etmeye çağırdı.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Salı günü yaptığı açıklamada, Pekin’in bu eylemini savundu ve şunları belirtti: “Guaidó, yasal yollarla seçilmiş bir devlet başkanı değildir ve dolayısıyla meşruiyetten yoksundur... Venezeula’nın IDB’deki temsilcisinin değiştirilmesi, Venezuela sorununun çözümüne yardımcı olmayacaktır.”

Çin sözcüsü, ABD’nin Venezuela’daki Rus askeri varlığına yönelik suçlamaları hakkındaki soruya yanıt olarak şunları söyledi: “Öncelikle, Latin Amerika ülkelerini de kapsayan Batı Yarımküre ülkeleri, tamamen bağımsız ve egemen devletlerdir. Kendi dış politikalarını ve kendi seçtikleri ülkelerle karşılıklı yarar sağlayan işbirlikleri içine girme biçimlerini belirleme hakkına sahiptirler.”

Sözcü, ABD’nin emperyalist politikasına yönelik iğneli bir eleştiriyle, “Ne Latin Amerika işleri belirli bir ülkenin özel işidir, ne de Latin Amerika belirli bir ülkenin arka bahçesidir,” diye ekliyordu.

Washington ile Moskova ve Pekin arasındaki hararetli atışmalar, ABD emperyalizminin Venezeula’daki rejim değişikliği operasyonun altında yatan jeostratejik çıkarları açığa vurmaktadır. Hem Rusya hem de Çin, yeryüzündeki kanıtlanmış en büyük petrol rezervlerine sahip olmakla övünen Venezuela ile yoğun ekonomik ve siyasi bağlar kurmuş durumda.

Çin, son on yılda, Venezuela’ya, petrol ihracatı ile geri ödenen kredi anlaşmaları üzerinden 50 milyar dolardan fazla yatırım yaptı. Rusya’nın ülkedeki toplam yatırımları tahminen 25 milyar dolara yakın ve bunlara, ülkedeki petrol sahalarının önemli bir bölümünün işletilmesine yapılan yatırımlar dahil.

Washington, Venezuela krizine, Trump yönetiminin Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde ve Pentagon’un 2017 sonunda hazırlanan strateji belgesinde sergilenen, “değişim yanlısı” devletler ile “büyük güç” çatışmaları prizmasından bakıyor.

ABD emperyalizmi, Venezuela’nın devasa petrol kaynaklarının kontrolünü ABD merkezli enerji tekelleri adına gasp etmeye ve Çin ve Rusya başta olmak üzere, küresel rakiplerini bu kaynaklardan yoksun bırakmaya kararlıdır. Washington, bu amaçla, Venezuela halkını açlıktan öldürmeye ve Latin Amerika’yı bir üçüncü dünya savaşının muharebe alanına dönüştürmeye hazırlanıyor.