Suriye’de ABD askerlerinin öldürülmesi, çekilmeye yönelik öfkeyi besliyor

Bill Van Auken
19 Ocak 2019

Çarşamba günü Suriye’nin kuzeyindeki Menbiç kasabasında bulunan bir restorana yönelik yıkıcı bir canlı bomba saldırısı, dördü ABD personeli olmak üzere en az 20 kişinin ölümüne yol açtı.

Saldırının sorumluluğu, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından üstlenildi.

Pentagon, saldırıyı ve ABD’nin kayıplarını doğruladı ve ölenler arasında iki ABD askerinin, Savunma Bakanlığı’na bağlı bir sivil çalışanın ve bir paralı askerin olduğunu bildirdi. Biri ağır, üç ABD personeli de yaralandı.

İlk haberler ABD personelinin bombalı saldırı sırasında “rutin bir devriye” gerçekleştirdiğini belirtse de, görünüşe göre, her zamanki gibi aynı restoranda yemek yemek için durmuşlar ve bu, onları saldırıya açık hale getirmişti.

Bombalı saldırı, ABD kuvvetlerini, dört yıl önce Suriye’deki yasadışı müdahalelerinin başlamasından beri en kötü kayba uğrattı. Şimdiye kadar sadece iki Amerikan askeri çatışmada öldürülmüş ve başka ikisi de çatışma dışı olaylarda hayatlarını kaybetmişti.

Ölü ve yaralılar arasında, siviller ve ABD’nin ağırlıklı olarak YPG milislerinden oluşan vekil karar gücü Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) üyeleri de vardı.

ABD askerlerinin ölümü, hızla, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz ay tüm ABD askerlerinin (resmi olarak 2.200 ama bazı haberlere göre 4.000 dolayında asker) Suriye’den çekilmesine ilişkin kararını duyurması konusunda Washington’da ve ordu-istihbarat aygıtı içinde yaşanan şiddetli iç çatışmanın malzemesi haline geldi.

ABD’nin çekilmesinin sözde tehlikelerini gösteren kaygılı haberlerle dolu ABD medyası ve her iki büyük partiden başlıca siyasi kişiler, bombalı saldırıyı, ABD’nin Suriye’deki müdahalesinin herhangi bir şekilde sona ermesine karşı çıkmak için kullanmakta hiç vakit kaybetmedi.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Çarşamba günü Dışişleri Bakanlığı çalışanlarının önünde yaptığı habersiz bir konuşmada, yalnızca çekilme karşıtı taşkınlığı beslemeye hizmet eden Suriye’deki kayıplar konusunda tek bir söz etmezken, IŞİD’in yenilgiye uğratılmasında “başkomutanın önderliği”ni övüyordu.

Başlangıçta Trump’ın Suriye’den çekilme planına sert biçimde karşı çıkan, daha sonrasında ise ABD başkanı ile bir mutabakata varıldığını iddia eden (belli ki, çekilmenin ABD emperyalizminin bölgedeki yağmacı hedeflerini etkilemeyeceği konusunda güvence verildi) Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Menbiç’teki kayıplara, çekilmeye yönelik yeni suçlamalar dile getirerek tepki gösterdi.

Çarşamba günü, Graham, “Başkan Trump’ın yaptığı açıklamalarla, savaştığımız düşmanın hevesini harekete geçirdiğiniz konusunda kaygılıyım,” dedi ve şunları ekledi: “Yardım etmeye çalıştığımız insanları, bizim hakkımızda şüpheye düşürdünüz. Ve onlar cesaret kazandıkça, yardım etmeye çalıştığımız insanlar daha fazla şüphelenecekler. Bunu Irak’ta gördüm. Şimdi de Suriye’de görüyorum.”

Benzer şekilde, Senato Dış İlişkiler Komitesi’ndeki kıdemli Demokrat Senatör Robert Menendez, şunları belirtti: “ABD destekli güçlerin devriye gezdiği bir Suriye kentinde meydana gelen bugünkü patlama, Trump Yönetimi’nin, terörle mücadelede elde ettiğimiz ve bu süregiden mücadelenin ön safındakileri de kapsayan kazanımları güvence altına almak için açık bir şekilde geliştirilip ifade edilmiş bir stratejiye gereksinim duyduğuna ilişkin şiddetli bir hatırlatıcıdır... Amerika Birleşik Devletleri, bölgedeki uzun vadeli çıkarlarımızı güvence altına alan kapsamlı bir yaklaşım geliştirmek üzere müttefiklerimizle çalışmak için daha fazlasını yapmalıdır.”

Bu “uzun vadeli çıkarlar”, onlarca yıldır birbirini izleyen Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimler altında kovalanmıştır. Bu çıkarlar, ABD’nin petrol zengini Ortadoğu üzerinde egemenliğinin ileri sürülmesi ve İran’ın, Rusya’nın ve Çin’in bölgedeki etkisinin zayıflatılması ile bağlantılıdır. Washington’ın Suriye’deki müdahalesinin başlıca hedefi IŞİD değil, bunlardır.

Askerlerin çekilmesi duyurusu, tam da bu stratejik çıkarlara ilişkin kaygılar nedeniyle, hem Savunma Bakanı General James Mattis’in hem de Washington’ın IŞİD karşıtı “koalisyon”daki temsilcisi Brett McGurk’un istifasını tetikledi.

Geçtiğimiz hafta, aralarında Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun ve Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın da bulunduğu üst düzey yetkililer, askerlerin çekilmesi duyurusuna rağmen, Washington’ın bu çıkarları hiçbir şekilde terk etmediğini ve Suriye’deki müdahalesine son vermeyeceğini açıkça ortaya koydular.

Pompeo, bir hafta önce Kahire’de yaptığı konuşmada, ABD’nin Suriye’deki müdahalesinin “son İran postalı çıkana kadar” süreceğini ilan etti. Bakan, askerlerin çekilmesinin, sadece “taktiksel bir değişiklik” olduğunu ve ABD’nin askeri harekatına başka yollardan devam edeceğini vurguladı. Bolton da, haber bültenleri onun Pentagon’dan İran’a karşı askeri saldırı planları talep ettiğini açığa vurdukları sırada, benzer hedefleri dile getirdi.

Askerlerin çekilmesine gelince; hiçbir ABD askeri Suriye’den çıkarılmış değil ve çekilmeleri konusunda bir zaman çizelgesi yok. Pentagon, bunun, sahadaki koşullara bağlı olmasında ısrar ediyor. En fazla, Suriye’ye getirilmiş olan devasa miktardaki askeri donanımın bir kısmı yola çıktı ve ABD ordusunun Suriye topraklarında kurmuş olduğu onlarca üsten birkaçı tahliye edildi.

Amerikan askerlerini öldüren patlamanın meydana geldiği Menbiç, Washington’ın ve bölgesel müttefiklerinin 2011 yılında CIA’in finanse edip silahlandırdığı El Kaide bağlantılı milisleri kullanarak Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devrime amacıyla başlattığı rejim değişikliği operasyonundan kaynaklanan uzun süreli çatışmada, artan bir şekilde patlamaya hazır bir parlama noktası haline geliyor.

Rejim değişikliği çabası başarısız olur ve İran ve Rusya destekli Suriye hükümeti güçleri ülkenin yüzde 60’ını ve başlıca nüfus merkezlerinin ezici çoğunluğunu geri alırken, Washington, görünüşte IŞİD’le mücadele etmek adına Suriye’nin kuzeydoğusuna binlerce özel harekat askeri konuşlandırıp YPG milislerini vekil kara gücü olarak görevlendirerek, ülkedeki müdahalesine devam etti.

Trump’ın Suriye’den çekilme duyurusu ile birlikte, Türkiye, bu Kürt milislerini, hem Fırat’ın batısındaki Menbiç’ten hem de Suriye-Türkiye sınırının nehrin doğusundaki geri kalan bölümünden çıkarmak için müdahale etme tehdidinde bulundu. Ankara, YPG’yi, “terörist” olarak adlandırdığı ve son 35 yıldır kanlı bir kontrgerilla harekatı yürüttüğü ayrılıkçı hareket PKK’nin bir şubesi olarak görüyor.

Türk askerleri ve zırhlı araçları, Menbiç’in 30-35 kilometre kuzeyine sevk edildi ve Türkiye destekli bir İslamcı milis gücünün savaşçıları, olası bir saldırı için kasabanın yakınlarına konuşlandırıldı.

Hafta sonu, Trump, Türkiye’nin Pentagon’un Kürt vekillerine saldırması durumunda “ekonomik yıkım” ile karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunan bir açıklama yaptı.

Erdoğan hükümeti açıklamayı kınasa da, Türkiye cumhurbaşkanı Pazartesi günü Trump ile bir telefon görüşmesi yaparak konunun peşini bırakmadı. Anlaşılan o ki, görüşme, Trump’ın, Suriye topraklarında 30-35 kilometrelik bir şerit oluşturacak şekilde, bir “güvenli bölge” oluşturulabileceğine ilişkin fazla düşünmeden yapılan önerisine yoğunlaştı. Erdoğan, bu önerinin üzerine atlayarak, Türkiye’nin söz konusu bölgeyi kurabileceğinde ısrar etti.

Suriye hükümeti ise, Türkiye’nin önerisini, “işgal ve saldırganlık dili” olarak kınadı.

Bu arada, YPG, Suriye hükümetinden, Türkiye’nin istila tehdidine karşı koruma sağlamak için kendi güçleri ile müdahale etmesini istedi ve Şam ile bir uzlaşmaya varma teklifi konusunda Moskova ile görüşmelere başladı.

Çarşamba günü, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’nin kuzey sınırındaki toprakların Suriye hükümetinin denetimi altına verilmesi gerektiğini açıkladı. Lavrov, “Bu toprakların Suriye hükümetinin, Suriye güvenlik güçlerinin ve yönetim organlarının denetimine aktarılmasının, en iyi ve tek çözüm olduğuna inanıyoruz,” dedi.

Menbiç’teki bombalı saldırı ve ABD’nin, Türkiye’nin ve Rusya’nın çatışan çıkarları, artan tehlikeleri açığa vurmaktadır: Trump’ın askerleri çekme teklifi, bölgede yalnızca daha geniş ve çok daha tehlikeli bir savaşın patlamasına zemin hazırlamaktadır.