Almanya’daki Sol Parti, “Sarı Yelek” protestolarını topa tutuyor

Peter Schwarz
8 Aralık 2018

Geçtiğimiz üç haftadır “zenginlerin başkanı” Emmanuel Macron’u protesto etmek için Fransa sokaklarına dökülen “Sarı Yelekliler”, yalnızca Paris hükümeti içinde değil ama Almanya’daki Sol Parti’nin Berlin genel merkezinde de paniğe neden olmuş durumdalar.

Aşağıdan gelen her türlü başkaldırıdan nefret edilmesi, eski Doğu Almanya’nın Stalinist devlet partisinin Batı Almanya’dan bir grup Sosyal Demokrat ve sendika bürokratı ile birleşmesinden doğan Sol Parti’nin DNA’sına işlemiştir. Friedrich Engels’den başka sözcüklerle aktarırsak, Sol Parti, “en ufak bir halk hareketinden, tüm hükümetlerin kurduğu gerici komploların tamamından daha çok korkar.” Sol Parti, içgüdüsel olarak, sendikalar tarafından kontrol edilmeyen ve sınırlanmayan her türlü toplumsal harekete sağcı bir komplo gözüyle bakmaktadır.

Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS), bir hafta önce, Sol Parti’nin yayın organı Neues Deutschland’ın (Yeni Almanya, ND), Fransa’daki protestolara açık bir düşmanlıkla tepki gösterdiğine dikkat çekmişti. Şimdi ise, partinin eş genel başkanı Bernd Riexinger, Sarı Yelekliler’i alenen suçlamak için konuştu. Riexinger, “Hareketin saflarındaki aşırı sağcıların potansiyeli, endişe verici,” dedi ve Almanya’da, “sol ve sağ düşüncelerin bu şekilde dost olması düşünülemez,” diye ekledi.

ND, internet sayfasında, Riexinger'ın kötüleyici açıklamalarına belirgin bir yer ayırdı ve onları, sokak protestolarının “tehlikeli bir gelişme” olduğu uyarısında bulunan bir Fransız sendikacı ile yapılan bir röportajla tamamladı.

ND, Solidaires-SUD sendikası yetkilisi Michel Poittevin’in, “Sarı Yelekliler sağdan güçlü bir şekilde desteklendikleri için, katılmayı reddediyorum,” dediğini aktarıyor. Poittevin, en çok, her sosyal hareketi yalıtma, kırma ve satma biçiminde uzun bir sicili bulunan sendikaların Sarı Yelekliler üzerinde hiçbir etkisinin bulunmamasına öfkeli. Poittevin, bu “biz solcu sendikacıların derinine inemediği bir hareket. Bir sendika içinde olmayan veya sadece teğet geçmiş ya da bir sendikaya katılmayı bile istemeyen insanlar, kendi kendilerine örgütlendiler,” diye yakınıyor.

Poittevin, Macron’a karşı protestoları, İtalya’daki Beş Yıldız Hareketi’yle ve Fransa’da 1950’lerde geçici seçim başarıları elde eden ve Ulusal Cephe’nin kurucusu Jean-Marie Le Pen’in içinde aktif olduğu aşırı sağcı parti Poujadistler ile kıyaslıyor.

Bu, kirli bir iftiradan başka bir şey değildir. Sarı Yelekliler hareketi, çoğu işçi sınıfı ailesi için yaşamayı olanaksız hale getiren, gelirin ve servetin onlarca yıldır yoksullardan zenginlere doğru yeniden bölüşümüne karşı yönelmektedir. Bu hareket, kendisini giderek artan sayıda grevde ve protestoda dışavuran bir uluslararası işçi sınıfı savunmasının bir parçasıdır. Bundan önce zenginlerin vergilerini azaltmış olan eski yatırım bankeri Macron’un akaryakıt vergisi zammı, sadece, bardağı taşıran son damlaydı.

Bu harekete karşı olan çok sayıda burjuva medya organı bile, bu olguyu itiraf etmek zorunda kalmıştır. Fransa’daki Le Monde gazetesinde 4 Aralık’ta yayınlanan başyazı, birbirini izleyen hükümetlerin 2008 küresel mali krizine yanıt verememesinin, “en güçlü gelişme alanlarında öfkeyi, eşitsizlik hissini körüklediğini” belirtiyor.

Toplumsal eşitlik arayışı, devrimci sonuçlara sahiptir. Bu, yalnızca, kapitalizmin devrilmesi yoluyla gerçekleşebilir ve işçi sınıfının uluslararası, sosyalist bir hareketini gerektirir. Bu, milliyetçiliği körükleyen, işçi sınıfını bölen ve kapitalizmi kaba güçle savunmaya hazırlanan aşırı sağın hedefleriyle taban tabana karşıttır.

Eğer aşırı sağcılar harekete etkide bulunmaya çalışıyor ve kısmen de başarılı olabiliyorsa, bu yalnızca, aşırı sağcıların, geniş tabakaların işçi sınıfına yönelik saldırıların ön safında olan ve hala da olmayı sürdüren sözde “solcular”a yönelik öfkesini ve hayal kırıklığını kendi çıkarına kullanabilmeleri sayesindedir. Bu, yalnızca Fransız Sosyalistleri (PS) ve Alman Sosyal Demokratları (SPD) için değil; Berlin’de ve yönetimde bulunduğu diğer eyaletlerde kemer sıkma politikalarını kararlı bir şekilde sürdüren Sol Parti için de geçerlidir.

Riexinger’in Sarı Yelekliler’i açıkça suçlaması, aşırı sağın ekmeğine yağ sürmektedir. Onu kaygılandıran şey “hareketin saflarındaki aşırı sağcıların potansiyeli” değil; hareketin devrimci potansiyeli ve sendikaların ve düzen partilerinin deli gömleğinin dışında gelişiyor olmasıdır. Riexinger, Sol Parti’nin önderliğini almadan önce, Stuttgart’da tam zamanlı bir Verdi (kamu sektörü sendikası) sekreteriydi ve bu konulara aşinadır.

Sol Parti, aşırı sağ ile uzlaşabilir; acımasız kemer sıkma programını aşırı sağcı Bağımsız Yunanlılar ile kurduğu koalisyon hükümetiyle uygulayan Yunanistan’daki idolü Aleksis Çipras’ın yapmış olduğu gibi, onlarla ittifak bile kurabilir. Ancak Sol Parti, kapitalist düzeni tehdit eden bir hareketle ne uzlaşabilir ne de ittifak kurabilir.

Bundestag’daki (federal meclis) Sol Parti grubunun başında bulunan Sahra Wagenknecht ise, Riexinger’in tersine, Sarı Yelekliler’e destek ifade etti. “Politika yaşamlarını kötüleştirdiğinde kendilerini savunmanın ve protesto etmenin, insanların hakkı olduğunu düşünüyorum,” diyen Wagenknecht, “Almanya’da, sıradan insanların çıkarlarından çok, iş dünyası lobicilerinin çıkarlarıyla ilgilenen bir hükümete karşı daha güçlü protestolar” umuyormuş.

Doğrusu, Riexinger ile Wagenknecht arasındaki farklılıklar bütünüyle taktikseldir. Riexinger Sarı Yelekliler’i topa tutarken, Wagenknecht, sosyalist bir yönde gelişmesini önlemek için hareketi etki altına almak gerektiğine inanmaktadır.

Wagenknecht ile eşi Oskar Lafontaine’in yakın çalışma içinde olduğu Jean-Luc Mélenchon, bu konuda çok açıktır. Boyun Eğmeyen Fransa’nın (La France Insoumise, LFI) önderi, kısa süre önceki bir blog yazısında, bir “yurttaş devrimi” (révolution citoyenne) olarak tanımladığı son gelişmeler konusunda “çok sevinçli” olduğunu yazdı. Mélenchon’a göre, bu hareket, proletarya ve sosyalist devrim anlayışlarının tarihsel dinamikte artık merkezi bir rol oynamadığını kanıtlıyor.

Gerçekte ise, Mélenchon, hareketin daha proleter bir karakter edinmesini ve sosyalist devrime doğru ilerlemesini engellemek istemektedir. O, hareketin “barışçıl ve demokratik” kalması ve mevcut kurumlar çerçevesinde çözüme kavuşturulması gerektiği konusunda ısrar ediyor. Başka bir ifadeyle, Mélenchon, kapitalist mülkiyet ilişkilerini ve burjuva devlet kurumlarını etkilemeyen bir “yurttaş devrimi” istiyor.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Fransa şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi (Parti de l'égalité socialiste), Macron’a karşı mücadeleyi genişletmek, Fransa ve uluslararası işçi sınıfı içindeki desteği harekete geçirmek ve mücadeleyi yönlendirip örgütlemek üzere sendikalardan bağımsız eylem komiteleri kurmak için mücadele eden tek siyasi eğilimdir.