Trump’ın füze antlaşmasından çekilmesi: “Nükleer savaşa hazır olun”

Andre Damon
25 Ekim 2018

Cumartesi günü, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, ABD’nin, Washington ile Moskova’nın kısa ve orta menzilli füzeler geliştirmesini yasaklayan Orta Menzilli Nükleer Güçler (INF) antlaşmasından çekileceğini açıkladı.

Bu adımın caniliğini ve pervasızlığını abartmak güçtür. Avrupa’daki ve Doğu Asya’daki milyarlarca insanın yaşamı, kasıtlı olarak, Washington’ın Pekin’e ve Moskova’ya karşı nükleer takviyesinin çapraz ateşine yerleştiriliyor.

Amerikalı askeri planlamacılar, nükleer silahları yalnızca geliştirmeye değil ama savaşta kullanmaya kararlılar. Onlar, potansiyel düşmanlarına, kendileri için hiçbir insani ya da ahlaki sınırlamanın olmadığını ve Washington’ın rakiplerine sadece silahlarda değil ama kana susamışlıkta da üstün olduğunu göstermeyi amaçlıyorlar.

Bu planlar, gizlice tasarlanıyor. New York Times, ABD’nin antlaşmadan çekilmesine, üzerinde durmaya değmeyecek kadar önemsiz bir konu muamelesi yaptı. Konu, baş sayfa haberlerinde bile değildi ve gazete, bunun hakkında ne bir başyazı ne de bir köşe yazısı yayınladı. Gelişme, Pazar günkü sohbet programlarında bile tartışılmadı.

Demokratlar, bu adımın sonuçları hakkında neredeyse tamamen sessizdi ve küresel savaş tehlikesi (ya da savaşa yönelik herhangi bir muhalefet), bir konu olarak, sadece iki hafta kalan 2018 ara seçimlerinden dışlanmış durumda.

Bununla birlikte, dış politika basınında ve düşünce kuruluşlarının yayınlarında, nükleer savaş, en önde gelen konudur. Foreign Affairs, Beyaz Saray’ın duyurusundan bile önce, son sayısını, kapakta bir füze yayınlayarak, nükleer savaş tartışmasına ayırmıştı.

Derginin bu sayısı, Pentagon’un Ocak ayında yayınladığı ve “terörle mücadele”nin fiilen sonunu ve “büyük güç rekabeti”nin başlangıcını ilan eden Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin başyazarlarından birisi olan Elbridge A. Colby’nin bir yazısını içeriyor.

Eski Strateji ve Güç Gelişimi Müsteşar Yardımcısı olan Colby, makalesine, “Barış İstiyorsanız, Nükleer Savaşa Hazır Olun” başlığını koymuş. O, makalesinde şöyle yazıyor: “Nükleer korku politikasının riskleri çok büyük olabilir ama bu, bir rakip üzerinde nükleer bir üstünlük kazanmanın bedelidir.”

Colby, “Rusya ya da Çin ile gelecekteki herhangi bir çatışma, nükleer [savaş] haline gelebilir” uyarısında bulunuyor ve ekliyor: “Daha sıkı, daha belirsiz bir mücadelede, savaşan her taraf, bahisi yükseltmek ve diğer tarafın kararlılığını ölçmek ya da sadece mücadeleyi sürdürmek için nükleer kılıca davranmaya kışkırtılabilir.”

Aklı başında bir insan, bunu, nükleer silahların ortadan kaldırılması için bir neden olarak görür. Ama Pentagon’un profesyonel katillerinin aklından, bu tür silahları geliştirme ve kullanma gerekliliği geçiyor.

Colby, “Bir nükleer savaşı önlemenin en iyi yolu, sınırlı bir nükleer savaşta savaşmaya hazır olmaktır.” diye yazıyor. Colby, “ABD’li yetkililerin, sınırlı, etkili nükleer operasyonlar yürütmeye hazır olduklarını” göstermeleri gerektiğini belirtiyor.

Başka bir ifadeyle, Bay Colby, nükleer silahların, savaşta; bir kıyamet senaryosu olarak değil ama Rusya’ya karşı Baltık’ta ya da Çin’e karşı Doğu Pasifik’te bir konvansiyonel askeri çatışma tırmanmasında kullanılmasını savunuyor.

Bu tür savlarda bir çılgınlık söz konusudur ama bu, nesnel temeli olan bir çılgınlıktır. Ulus devlet ile küresel ekonomi arasındaki çözümsüz çelişki ile boğulan kapitalist dünya düzeni, insanlığı bir felakete götürüyor.

INF antlaşması her ne kadar Rusya ile ilgili olsa da, Trump yönetiminin antlaşmadan çekilmesinin arkasında yatan başlıca hesap, Çin’le büyüyen çatışma ile ilgilidir. National Interest dergisi, kararı öven bir makalede, bu adımı, “Çin’in Yeni Kabusu” diye adlandırdı. Dergi, Washington’ın, “Batı Pasifik’in giderek daha düşmanca hale gelen denizlerini ve göklerini güvenli bir şekilde kontrol etmek için tasarlanmış askeri sistemler arasında süregiden ‘sınır savaşı’na gitgide ‘daha çok saplanmış’ hale gelmeyi” göze aldığını yazıyordu.

Dergi, “Bununla birlikte, ABD’nin INF’den çekilmesi, bu dinamiği tersine çevirmeye yardımcı olabilir” diyor ve “Amerika’nın yeni konvansiyonel sistemleri… [Japonya, Filipinler ve Avustralya gibi] dayanıklı, kuytu yerlere yerleştirilebilir.” diye ekliyor.

Bu ülkeler, “dayanıklı” olmakla birlikte, yüz milyonlarca insana ev sahipliği yapmaktadır. Elbette, bu tür füzelere yakın yerlerde yaşayan halklara, tam da politika yapıcıların gizli belgelerde kaç milyon insanın öleceğini planladıkları sırada, nükleer savaşın pek mümkün olmadığı söylenecek.

Washington’ın nükleer korku politikasını yönlendiren, ABD’nin küresel ekonomik gücünün, rakipleri, özellikle de Çin karşısında uzun süreli gerilemesidir. Ama bu süreç, son yıllarda, Çin egemen seçkinlerinin ülkenin yüksek değerli imalat ve yüksek teknoloji sektörünü teşvik etme yönündeki çok güçlü çabası ile birlikte, şiddetli bir evreye girmiştir.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, bu ayın başında Çin’e karşı yeni bir askeri ve ekonomik tırmanmayı duyuran konuşmasında, ABD’nin, Trump yönetimi altında, “çıkarlarımızı yenilenmiş Amerikan gücü ile savunuyor” olduğunu açıklayarak, Çin’in, “robot bilimini, biyoteknolojiyi ve yapay zekayı” kapsayan “21. yüzyıl ekonomisinin hakim dorukları”nı kontrol etme çabasına son vermesini talep ediyordu.

Pence, “Nükleer cephaneliğimizi yeniliyoruz” tehdidinde bulunmuş ve şunları eklemişti: “Yeni, en ileri savaş ve bombardıman uçaklarını sahaya çıkarıyor ve geliştiriyoruz. Yeni nesil uçak gemileri ve savaş gemileri üretiyoruz. Silahlı kuvvetlerimize daha önce hiç olmadığı kadar yatırım yapıyoruz.”

Tüm siyasi muhalefete yönelik bir polis devleti baskısı ile tamamlanan topyekün bir savaş olacak olan nükleer savaş yönündeki aktif hazırlıklar, ona ezici bir çoğunlukla karşı çıkan halktan gizli bir şekilde yapılıyor.

Demokratlar, askeri güçlenmeye karşı çıkmak şöyle dursun, son iki yıldır Trump’a yönelik eleştirilerini, onun Rusya’ya karşı yeterince saldırgan olmadığı iddialarına odakladılar ve bu, iç muhalefeti susturmayı hedefleyen bir internet sansürü rejiminin dayatılmasının bahanesi olarak kullanılıyor.

Bu çılgın politikayı, yalnızca işçi sınıfı durdurabilir. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, Şubat 2016’daki “Sosyalizm ve Savaşa Karşı Mücadele” başlıklı açıklamasında ileri sürdüğü temel ilkeleri tekrar doğrular:

* Savaşa karşı mücadele, nüfusun bütün ilerici unsurlarını kendi arkasında birleştiren, toplumdaki büyük devrimci güç işçi sınıfı üzerinde yükselmelidir.

* Mali sermayenin diktatörlüğüne ve militarizm ile savaşın temel nedeni olan ekonomik sisteme son verme uğruna mücadele etmeksizin savaşa karşı ciddi bir mücadele söz konusu olamayacağı için, yeni savaş karşıtı hareket, kapitalizm karşıtı ve sosyalist olmak zorundadır.

* Dolayısıyla, yeni savaş karşıtı hareket, zorunlu olarak, kapitalist sınıfın bütün siyasi partilerinden ve örgütlerinden bütünüyle ve tartışmasız biçimde bağımsız ve onlara düşman olmalıdır.

* Yeni savaş karşıtı hareket, her şeyden önce uluslararası olmalı, işçi sınıfının muazzam gücünü emperyalizme karşı birleşik küresel bir mücadelede harekete geçirmelidir. Burjuvazinin sürekli savaşına, işçi sınıfı tarafından, stratejik hedefi ulus-devlet sisteminin ortadan kaldırılması ve bir dünya sosyalist federasyonunun kurulması olan sürekli devrim perspektifi ile yanıt verilmesi gerekmektedir. Bu, küresel kaynakların akılcı ve planlı geliştirilmesini ve bu temelde yoksulluğun ortadan kaldırılmasını ve insanlık kültürünün yeni doruklara yükseltilmesini mümkün kılacaktır.

Emperyalizme karşı bu ilkeli temelde mücadeleye girişmeye kararlı olan tüm dünyadaki işçileri ve gençleri, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi ile bağlantı kurmaya ve sosyalizm mücadelesine katılmaya çağırıyoruz.