Brezilya’da faşizan Bolsonaro’nun yükselişinden kim sorumlu?

23 Ekim 2018

Brezilya’nın ikinci tur seçimlerine yaklaşık bir hafta kala, ilk turda mutlak çoğunluğu kazanamayan faşizan devlet başkanı adayı Jair Bolsonaro, anketlerde İşçi Partisi’nin (Partido dos Trabalhadores – PT) adayı Fernando Haddad’ın açık ara önünde gidiyor (sırasıyla, yüzde 49 ve yüzde 36).

Bolsonaro’nun önderlik ettiği bir hükümetin gelmesi, Brezilya ve Latin Amerika işçi sınıfına yönelik gerçek bir tehdittir. Bu eski yüzbaşı, uluslararası ve yerli sermayenin, işçi sınıfının yaşam standartlarına ve temel haklarına yeni acımasız saldırılar yönündeki taleplerini hayata geçirmek için Brezilya’daki her türlü “eylemciliğe” son vermeye yemin etmiştir. 1960’lardan 1980’lere kadar yirmi yılı aşkın bir süre boyunca askeri diktatörlükle yönetilmiş bir ülkede, bu, boş bir tehdit değildir.

Bolsonaro’nun yükselişi, Brezilya’da askeri diktatörlüğün ardından kurulan siyasi düzenin ölümcül çürümesini açığa vurmuştur. Bu, özellikle, PT’nin, Brezilya’nın kapitalist egemen sınıfının tercih edilen yönetim aracı olarak 13 yıl hükümette hizmet ettiği süreçteki ihanetlerinde, baştan aşağı yozlaşmasında ve işçi sınıfına yönelik amansız saldırılarında ifade edilmektedir. Luiz Inacio Lula da Silva’nın ve onun dikkatle seçilmiş ardılı Dilma Rousseff’in devlet başkanlığı dönemlerinde PT’nin izlediği politikalar, partiye, Kongre’de PT’nin bir müttefiki olan ve sağcı popülist muhalefet pozu takınan Bolsonaro gibi bir faşistin önünü açacak şekilde, temsil ettiğini iddia ettiği işçi kitlelerinin nefretini ve aşağılamasını kazandırmıştır.

Seçim, her anlamada, PT ve onun ülke tarihindeki en kötü ekonomik krizin tüm yükünü işçi sınıfının sırtına yüklemedeki rolü üzerine bir referandumdu. Sonuçlar, Bolsonaro’nun hem PT’nin 1980’lerde kurulduğu ABC sanayi kuşağında hem de neredeyse tüm diğer işçi sınıfı merkezlerinde büyük bir farkla kazanmasıyla birlikte, partinin ezici bir şekilde reddedilmesi idi. İşçiler, aynı zamanda, seçmenlerin üçte birinin (kabaca Bolsonaro’ya oy verenler ile aynı sayı) hiç kimseye oy vermemeyi seçmesiyle, kitleler halinde seçimden uzak durdular.

Bu koşullar altında, PT’nin yörüngesindeki tüm sahte sol örgütler topluluğu, faşizm tehdidi ile mücadele etme bahanesiyle Haddad’a oy verme çağrısı yaparak bir kez daha işçileri bu son derece gözden düşmüş kapitalist partinin arkasında toplama girişiminde birleşmiş durumdalar.

Onların tamamı, aynı nakaratı tekrarlıyor: Haddad’a oy verme çağrısı yapsalar da, ona ve onun partisine siyasi destek sunmuyorlarmış.

Böylelikle, Brezilya’daki en büyük Morenocu örgüt PSTU, “PT’ye herhangi bir şekilde güven duymadan ya da siyasi destek vermeden, Haddad’a oy vermeliyiz” diye ilan ediyor.

Arjantinli başlıca Morenocu grup olan PTS’nin Brezilya şubesi MRT ise, “PT’ye herhangi bir siyasi destek vermeden, eleştirel olarak Haddad’a oy verecek.”

Tüm bunlar, apaçık safsatadır. Bir adaya, bir partiye oy vermek ve başkalarının da bunu yapması için propaganda yürütmek, siyasi destek vermektir.

Dahası, eğer Haddad’ın seçilmesi Brezilya’da faşizm tehlikesine karşı koymanın tek yolu ise, o zaman, seçilmesi durumunda, onun hükümetini, sağda ve ordu içinde onu devirmek isteyenlere karşı savunmak, aynı şekilde gerekli hale gelecektir.

Bu, kuşkusuz, 1960’larda ve 1970’lerde Brezilya’daki Goulart, Arjantin’deki Peron ve Şili’deki Allende (Pinochet’i kabinesine davet etmişti) hükümetleri konusunda bu aynı sahte sosyalist ve eski Troçkist örgütlerin yürüdüğü yoldu. Bu hükümetlerin hepsi, işçi mücadelelerini bastırdı ve bu ülkelerdeki yüz binlerce insana işkence eden, onları hapsedip öldüren kanlı askeri diktatörlüklerin önünü açtı. Bu sözde sol gruplar, bu trajik tarihten herhangi bir ders çıkarmaktan acizler.

Haddad’ın ve PT’nin desteklenmesi için ileri sürülen en akıl almaz gerekçeler arasında, Arjantin’deki İşçi Partisi’nin (Partido Obrero, PO) önderi Jorge Altamira’dan gelenler var. Altamira, PT’nin 2002’den beri “burjuvazinin tercih edilen aracı” işlevi gördüğünü kabul ediyor ve partiyi “çürüyen bir entrikacılar zümresi” olarak tanımlıyor ama yine de, bu, “PT’ye rağmen, faşizme karşı bir mücadele yolu arayan kitleler için bir köprü” işlevi göreceği gerekçesiyle, onun adayına oy verilmesi çağrısı yapıyor.

Altamira hangi kitlelerden söz ediyor? İşçiler PT’yi terk etmiş durumda; Altamira ise, onlara herhangi bir köprü kurmuyor, tersine, daha fazla siyasi yönelimsizlik yayıyor. PT’nin desteklenmesi bir mücadele yolu değil; kapitalist bir partiye tabi olma yoludur.

O, tavrını haklı göstermek için, PO’nun, Haddad’a, PT’nin politikası temelinde değil; seçim öncesinde düzenlenen #EleNao (“O [Bolsonaro] olmasın”) gösterilerinde dışavurulan “‘feminist hareket’in özetlediği” politikalar temelinde oy verme çağrısı yaptığını söylüyor.

Bu gösteriler, sağcı burjuva partilerinin kadın adayları dahil tüm kadınları Bolsonaro’ya karşı birleştirmeye çalışan küçük burjuva önderliklerine rağmen (onlar sayesinde değil), yüz binlerce insanı çekmişti. Altamira'nın partisinin ve onun gibi olanların gerçek yönelimi budur. Onlar, işçi sınıfının kapitalizme karşı sol bir hareketinin gelişmesine karşı çıkıyor ve şu ya da bu kimlik politikası temelinde, orta sınıfın sağcı hareketlerini destekleme peşinde koşuyorlar.

Bu yönelim, PO’nun durumunda, onun Rusya’daki sağcı milliyetçi partilerle ittifakı ile el ele gitmektedir.

Görünüşe göre, Altamira’nın tavrının açık oportünizmi, PO içinde kimi anlaşmazlıklara yol açmış durumda. Tarihçi ve uzun süreli PO destekleyicisi olan Daniel Gaido, Facebook sayfasında, partinin önderi ile yaşanan bir tartışmaya ilişkin bir açıklama yayınladı. Gaido, “sağın bu yükselişinden [ve] kitlelerin felç edilmesinden sorumlu” olanın PT olduğunu belirtiyordu. Gaido, feministlerin önderliğini takip etmeyi savunanların, Donald Trump’a karşı da Hillary Clinton’a oy vermeyi talep etmiş olması gerektiğini ifade etti. Şunu da eklemek gerekir ki, bunu savunanlar, Arjantin’de de Peroncu Cristina Fernández de Kirchner’in arkasında saf tutmaya hazırlanıyorlar.

Yine de, PO’nun çizgisini desteklemenin bir yolunu bulmaya çalışan Gaido, “bunu, Troçki’nin yazıları ile karşılaştırarak kontrol etmesi gerekeceğini” açıkladı. Bu iyi profesör, istediği kadar çok kitaba bakabilir ama hiçbir yerde, kitlelere, faşizmi yenilgiye uğratmanın bir yolu olarak sağcı kapitalist bir adaya oy vermeyi söylemek için Troçki’den bir gerekçe bulamaz.

Bütün bu örgütlerin Haddad’a destek için aceleyle koşuşturması, bugünün hatasını dünün hatasıyla doğrulama çabasına bir örnek oluşturmaktadır.

1980’de, o dönem sürgünde olan Altamira, PT’nin kuruluşunda çok önemli bir rol oynama konusunda, Pierre Lambert’in Fransa’daki OCI’sinin, Nahuel Moreno’nun önderlik ettiği Arjantin’deki eğilimin ve Ernest Mandel’in Pablocu Birleşik Sekreterlik’inin takipçilerine katılmıştı. Tüm bu eğilimler PT’ye girdiler ve onu, Brezilya’da sosyalizme giden yeni ve benzersiz bir parlamenter yol olarak tanıttılar. Onlar, büyük sermaye ve emperyalizm ile hızla sıkı bağlar geliştiren sağcı bir sendika yetkilisi olan Lula’nın dikkat çekmesini sağladılar. Bu gruplar, PT’nin kapitalist politikalarına solcu bir alternatifin olmamasında ve bunun sonucunda, sağcı popülizmin ve tiksindirici Bolsonaro figürünün yükselmesinde belirleyici bir sorumluluk taşıyorlar.

Çeşitli biçimleriyle Pablocu revizyonizm, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nde örgütlü Troçkist hareketten, işçi sınıfı içinde devrimci partiler inşa etme ve işçi sınıfının sosyalist bilincini geliştirme mücadelesini reddetme temelinde tümüyle kopmuştu. Onlar, PT’den önce, işçi sınıfının devrimci rolünün yerine koymak için Castroculuğu ve gerici gerillacılık teorilerini bulmuşlardı. Bu yönelimin teşvik edilmesi, Latin Amerika genelinde yıkıcı yenilgilere yol açtı.

Daha yakın dönemde, bu aynı eğilimler, Hugo Chavez’i ve ordu ile mali sermaye içinde önemli destekçilere sahip bir Venezuela hükümetini, “Bolivarcı sosyalizm”; Latin Amerika’yı saracak yeni bir devrimci alternatif, bir “Pembe Dalga” ya da “sola dönüş” olarak ambalajladılar.

2008’de gelişen ve sözde gelişmekte olan piyasa ekonomilerini yerle bir eden dünya kapitalist krizi, bu sözde hareketten geriye taş üstünde taş bırakmadı. İşçi sınıfı, Venezuela’da, Brezilya’da, Arjantin’de ve sözümona “sol” hükümetlerin iktidarda olduğu ülkelerde, sağcı güçlerin kuvvetlenmesine yol açan yıkıcı saldırılarla karşı karşıya.

Bu eğilim, Brezilya’da PT hükümetinin geri dönmesiyle tersine çevrilmeyecek; yalnızca kuvvetlendirilecektir. Şimdiden, Haddad, ordudan, büyük sermayeden ve Katolik Kilisesi’nden destek isteyerek, parti tarihindeki en sağcı kampanyayı yürütüyor.

İşçi sınıfı bütünüyle seçeneksizdir; her iki aday da, Brezilyalı işçilerin çıkarlarını en ufak derecede ifade etmemektedir.

Büyük mücadeleler kapıda. Brezilya burjuvazisi, faşizmi ya da askeri diktatörlüğü seçim sandığı yoluyla dayatamayacak.

Faşizm tehlikesini yanıtlamada belirleyici sorun, işçilerin siyasi bilincini geliştirme, PT ile yaşanan deneyimlerin acı derslerini özümseme ve bu temelde, yeni, bağımsız, devrimci ve enternasyonalist bir işçi sınıfı partisini inşa etme mücadelesidir. Bu, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Brezilya şubesinin inşa edilmesi demektir.

Bill Van Auken