ABD’deki faşist şiddetin siyasal ve toplumsal kökenleri

Joseph Kishore
22 Ağustos 2017

Hafta sonu Virginia eyaletinin Charlottesville kentinde Nazi şiddetinin patlak vermesi, ABD’deki ve dünya çapındaki milyonlarca insanda şok etkisi yarattı. Karşıt göstericilere saldıran Nazi yanlısı beyaz üstünlükçülerin görüntüleri ve 32 yaşındaki Heather Heyer’in acımasızca öldürülmesi, Amerikan toplumunun toplumsal ve siyasal olarak kokuşmuş durumunu gözler önüne serdi. Nazi haydutları bir üniversite kentini bastı ve sırıtan polisler kenarda bekleyip saldırganları teşvik edecek şekilde göz yumarken, öğrencileri ve diğer insanları terörize etti. Dünyaya ahlak öğütlemeye kalkışan ve kendisini hukukun ve demokratik istikrarın ışığı olarak gören ülke, altüst oluyor.

Milyonlarca sıradan insanın Charlottesville’deki olaylara yönelik derin öfkesi ile Demokratik ve Cumhuriyetçi parti politikalarının ve şirket medyasının şiddete ilişkin usule uygun zorlama ve ikiyüzlü kınamaları arasında devasa bir fark bulunmaktadır. Onların açıklamaları samimiyetsizlik kokuyor. Charlottesville’deki şiddete dair formalite icabı yaptıkları kınamalar, şiddetin ortaya çıkmasının altında yatan toplumsal ve siyasal koşullara ilişkin herhangi bir incelemeden yoksundur.

Demokratik Parti adına konuşan New York Times’ın (NYT) Pazartesi günkü başyazısı bu açıdan tipikti. Editörler, Trump’ı, şiddetten sorumlu olan beyaz üstünlükçüsü grupları kınamamakla eleştirdiler. Onlar, Trump’ın, “bağnazlık ve hoşgörüsüzlük şeytanlarını kendi hizmetine çağırma istekliliğiyle, modern başkanlık tarihinde tek” olduğunu belirttiler ve onun “zayıflayan başkanlığını kurtarma çaresizliği içinde” beyaz üstünlükçülere sarıldığını eklediler.

NYT, eğer Trump olmasaydı, Amerika sokaklarının kardeşçe sevgi ilahileri ile çınlayacağını ima ediyor. Fakat tarihe ilişkin “Kötü Trump” yorumu hiçbir şeyi açıklamıyor. Beyaz Saray’daki kasıntılı haydut, tıpkı Charlottesville’deki şiddet gibi, derin ve kontrol edilemeyen bir krizin belirtisidir.

Siyasal ve toplumsal bir olgu olarak faşizm, aşırı kriz içindeki kapitalizmin bir ürünüdür. 1932’de Almanya’da Nazi hareketinin yükselişini çözümleyen Troçki, egemen sınıfın, “burjuva diktatörlüğünün parlamenter örtüleri ile birlikte ‘normal’ polis ve askeri kaynaklarının, toplumu artık bir denge durumunda tutmaya yetmediği anda” faşizme döndüğünü açıklıyor ve şunları ekliyordu: “Kapitalizm, faşist temsilci aracılığıyla, gözü dönmüş küçük burjuva kitleleri ve sınıf dışı ve morali bozuk lümpen proleter çeteleri (bizzat mali sermayenin umutsuzluğa ve cinnete sürüklediği çok sayıda insanı) harekete geçirir.” (“Sırada Ne Var? Alman Proletaryası İçin Yaşamsal Sorun”)

Faşizm, ABD’de henüz bir kitle hareketi değildir. Aşırı sağ örgütlerin Konfederasyon Generali Rober E. Lee’nin bir heykelinin kaldırılmasına karşı ulusal seferberliği, yalnızca birkaç yüz insanı çekmiştir.

Ancak bu gerici unsurlar, nüfusun geniş kesimleri içindeki sınırlı desteklerine rağmen, Beyaz Saray dahil olmak üzere devletin en güçlü kesimlerinin desteğine sahipler. Onlar, milyarder destekçilerden mali destek alıyorlar (Trump’ın faşist baş stratejisti Stephen Bannon serbest yatırım fonu yönetici Robert Mercer ile sıkı bağlar geliştirmiştir). Dahası, polis ve ordu aygıtlarının önemli kesimlerinin aktif sempatisine sahipler.

Trump ve faşist danışmanları, onun seçim kampanyası ve ilk yedi aylık görev süresi boyunca, bir aşırı militarizm ve toplumsal gericilik politikasına yönelik her türlü halk muhalefetini şiddet yoluyla ezecek parlamento dışı bir hareket geliştirmek için, yaygın toplumsal öfkeden ve siyasi yönelimsizlikten yararlanabilecekleri inancına dayalı belirli bir siyasi strateji izliyorlar.

Bununla birlikte Trump, uzun süredir devam eden ekonomik, toplumsal ve siyasal süreçlerin yaratıcısı değil ama onların ürünüdür. Onun oligarklardan ve generallerden oluşan yönetimi, çeyrek yüzyıldır bitmek bilmeyen savaşlardan, kırk yıllık toplumsal karşı-devrimden ve Amerikan politikasının gitgide artan otoriter karakterinden kaynaklanmaktadır. Hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin yönetimindeki işkence, insansız hava aracı suikastları, saldırı savaşları ve polis cinayetleri, Charlottesville’deki olayların arka planını oluşturmaktadır.

Trump’ın en büyük kazancı, egemen sınıf içindeki siyasi karşıtlarının karakteri ve yönelimi olmuştur. O, 2016 seçimlerinde, Hillary Clinton’ı, Demokratlar statükonun, kayıtsızlığın ve kendinden memnunluğun simgesi olarak yarıştığı için yenilgiye uğrattı. Seçimden bu yana, onların Trump’a yönelik muhalefeti, bütünüyle, Rusya’ya karşı daha saldırgan bir politika talebi üzerinden, faşist unsurların serpildiği istihbarat kurumlarına ve orduya uyarlanmıştır. Onlar, Wall Street ile üst orta sınıfın ayrıcalıklı tabakalarının bir ittifakını temsil ettikleri için, önemli bir halk muhalefetine hakim olabilecek bir program ileri sürmekten acizler ve bunu yapmak istemiyorlar.

Trump, ülkenin sanayisizleşme eliyle mahvedilmiş bölgelerinde, şirketlerin taleplerine yönelik her türlü muhalefeti uzun süre önce terk etmiş ve bunun yerine zehirli ekonomik ulusalcılık ideolojisini teşvik etmiş olan sendikaların gerici rolünden yararlanarak, belirli bir taban kazanabilmiştir. Trump yönetiminin “Önce Amerika” gündemi, ayrıcalıklı ve tümüyle yozlaşmış sendika yöneticileri arasında verimli bir zemin bulmuştur.

Beyaz milliyetçisi örgütlerin yükselişini körüklemeye hizmet eden bir diğer ideolojik etken de, açıkça ırksal olan politikaların Demokratik Parti tarafından meşrulaştırılmasıdır. Demokratlar ve onların medyadaki uzantıları, Charlottesville’deki neo-Nazilerin açıkça ırkçı olan eylemlerini kınasalar da, Demokratik Parti’nin ve müttefiklerinin ırkı toplumsal ve siyasal çözümlemenin birincil kategorisi olarak pervasızca teşvik etmeleri, beyaz milliyetçilerine suç ortaklığı yapmıştır.

New York Times’ın ve başka yayınların sayfalarında, “beyazlık” ve “beyaz ayrıcalığı” anlayışını teşvik eden sayısız köşe yazısı ve makale yayınlanmıştır. Haziran 2016’da Free State of Jonesfilmini kınayan bir köşe yazısında, “ırk yalnızca sınıfın ikincil bir yapısıdır, biçimindeki beyaz liberal ısrar”a saldıran kişi, NYT köşe yazarı Charles Blow’dan başkası değildi. Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin o zaman belirttiği gibi, Blow “bir faşist değil, ama büyük ölçüde faşist gibi düşünmektedir.”

Demokratik Parti’den, onun yörüngesinde faaliyet yürüten sahte sol örgütlere varıncaya kadar, ırksal politikaya olan saplantılı düşkünlük, Hillary Clinton’ın seçim kampanyasında zirveye ulaşmıştı. O kampanya, bütün toplumsal sorunların ırka ve ırkçılığa indirgenebilir olduğu; beyaz işçilerin sıkıntılarının işsizliğin ve yoksulluğun değil ama ırkçılığın ve ayrıcalığın ürünü olduğu ilkesi üzerinde örgütlenmişti.

Demokratların politikaya, kültüre ve topluma ilişkin ırksal yorumu, Trump’ın seçilmesinden kapitalist sistemi ve egemen sınıfı değil ama beyaz işçileri sorumlu tutarken, dikkatleri toplumsal eşitsizlik ve savaş konularından uzaklaştırmaya hizmet ettiği için, siyasi olarak kullanışlıydı.

Trump yönetimi son birkaç aydır faşist güçlerin geliştirilmesini yoğunlaştırırken, Google, devletin özellikle Demokratik Parti ile bağlantılı kesimleriyle ittifak içinde, solcu ve ilerici web sitelerini, özellikle de Dünya Sosyalist Web Sitesi’ni hedef alan bir sansür programı uyguluyordu. Egemen sınıfın tüm hiziplerinin Trump’ı üretmiş olan toplumsal ve siyasal krize tepkisi, kapitalist sisteme yönelik her türlü meydan okumayı engellemek ve bastırmaktır.

Uzun tarihsel deneyim, faşizm ile yalnızca işçi sınıfının sosyalist ve devrimci bir program temelindeki seferberliği yoluyla mücadele edilebileceğini göstermiştir. Aşırı sağa karşı mücadele, işçi sınıfının bütün kesimlerinin, tüm ırklardan, cinsiyetlerden ve milliyetlerden işçilerin birleştirilmesi üzerinden geliştirilmelidir. Faşizme muhalefet, savaşa, toplumsal eşitsizliğe, işsizliğe, düşük ücretlere, polis şiddetine ve kapitalizmin ürettiği tüm toplumsal sorunlara karşı mücadele ile birleştirilmelidir.

İşçi sınıfının çıkarları bağımsız bir siyasi biçim edinerek dile getirilip ileri sürülmedikçe, bundan aşırı sağ güçler yararlanacaklardır. Acil görev, işçi sınıfı içinde devrimci bir önderliğin, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin inşasıdır.