Uluslararası 1 Mayıs 2017: Kitlesel yürüyüşler ve polis baskısı

Patrick Martin
6 Mayıs 2017

Uluslararası işçi sınıfı günü olan 1 Mayıs’ta, işçiler sağcı hükümetlerin politikalarına muhalefetlerini ve tüm dünyadaki sınıf kardeşlerine dayanışmalarını göstermeye çalışırken, her kıtada kitlesel yürüyüşlere, protestolara ve parçaları grevlere tanık olundu.

Bir ülkeden diğerine, işçiler, işçi sınıfının uluslararası ölçekte önünde duran ortak mücadeleleri vurgulayacak şekilde, aynı sorunları (düşük ücretler, “belirsiz” çalışmanın büyümesi, sosyal hakların ve emeklilik maaşlarının kesilmesi) gündeme getirdiler. Tüm dünyada hükümetler, askeri harcamalara ve savaş hazırlıklarına sürekli daha fazla kaynak ayırırken, kapitalist sistemin küresel krizine yanıt olarak her zamankinden daha şiddetli kemer sıkma önlemleri uyguluyorlar.

1 Mayıs etkinlikleri, küresel üretimin gelişimi eliyle yaratılmış nesnel koşulların işçi sınıfının uluslararası bir sınıf olarak birleşmesinin temelini oluşturduğunu gösteriyor. Ancak işçiler, her ülkede büyük şirketlerin doğrudan araçları işlevi gören ulusal temelli sendikalar ve “işçi” partileri eliyle zoraki bir bölünmeye tabi tutuluyorlar.

Çeşitli ülkelerde, dünya işçi sınıfının geleneksel bayramındaki protestolar, hükümetlerin şiddetli provokasyonlarıyla karşılaştı. Türkiye’de, polis, ülkenin en büyük kenti olan İstanbul’da göstericilere göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi attı ve en az 200 kişiyi gözaltına aldı. Çoğu kişi protestolar sırasında, bir kısmı da gece yapılan ev baskınlarında gözaltına alındı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a neredeyse diktatörlük yetkileri veren ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) kıl payı farkla kazandığı 16 Nisan referandumunun ardından, siyasi gerilimler yükseliyor.

Almanya’da, 10.000 dolayında insan, Berlin’in Kreuzberg semtindeki 1 Mayıs sokak festivali için toplandı. Göstericiler, burjuva basının bile şiddeti önleme bahanesiyle konuşlandırılmış “hayret verici 5.400 polis” diye betimlediği bir durumla karşılaştılar.

Fransa’da, polis, göstericileri bir duvara doğru itip coplarken göz yaşartıcı gaz kullandı. Sosyalist Partili İçişleri Bakanı Matthias Fekl, şiddet uygulayan polisleri değil ama polis şiddetine uğrayanları suçlayarak, “kabul edilemez şiddet”i kınadı.

Bazı Avrupa kentlerinde büyük gösteriler vardı. Yunanistan’da, çeşitli sendikaların çağrısını yaptığı 24 saatlik bir grevin yanı sıra, 1 Mayıs gösterilerine, Atina’da 10.000, ülkenin ikinci büyük kenti Selanik’te 5.000 kişi katıldı. Britanya’da, İtalya’da, İspanya’da, Belçika’da, Polonya’da ve kıtanın diğer yerlinde de yürüyüşler yapıldı.

Güney Afrika’da, Devlet Başkanı Jacob Zuma, işçilerin onu yuhalamaya ve istifa etmeye çağırmaya başlamasının ardından, 1 Mayıs konuşmasını iptal etmek zorunda kaldı.

Bangladeş’te binlerce hazır giyim işçisi, daha iyi barınma, sağlık yardımı ve çocukları için eğitim ödeneğinin yanı sıra, ücret artışı talepleriyle bir araya geldiler. Bu ülkedeki işçiler, Çin’deki veya Güneydoğu Asya’daki işçilerden çok daha az ücret alıyor; başlıca Avrupalı ve Amerikalı giyim perakendecilerinin çoğu, üretimlerini, hazır giyim işgücünün dört milyonu aştığı Bangladeş üzerinden tedarik ediyor.

Kamboçya’da 1.000 hazır giyim işçisi, bir kararnameye karşı çıkarak, daha yüksek asgari ücret ve daha geniş demokratik haklar talep eden bir dilekçe dağıttlar. Endonezya’da, 10.000 dolayında işçi, daha yüksek asgari ücret, taşeron kullanımının sınırlandırılması, iyileştirilmiş sağlık hizmetleri ve çalışma koşulları talepleriyle, Cakarta’daki devlet başkanlığı sarayına yürüdü.

Binlerce Tayvanlı işçi, düşük ücretlere, kötü çalışma koşullarına ve temel emeklilik ödeneğinin kaldırılmasına karşı, başkent Taipei’de yürüyüş yaptı. Taleplerini, yasal olarak mecburi ücretlerden ve sosyal haklardan yakayı kurtarmak için başvurulan geçici işçi ve “bağımsız taşeron” kullanımının azaltılmasına odaklayan Koreli işçiler de Seul’de yürüdü.

Amerika’ya gelince; ABD destekli sağcı partilerin, Hugo Chavez’in ardılı olan Devlet Başkanı Nicholas Maduro’nun burjuva hükümetine yönelik halk muhalefetinin kontrolünü ele geçirmeye çalıştığı Venezuela’da, hükümet yanlısı ve hükümet karşıtı rakip gösteriler düzenlendi.

Porto Riko, Vali Ricardo Rosselló’nun hükümeti tarafından dayatılan kemer sıkma önlemlerine karşı 1 Mayıs grevi ile neredeyse felç oldu. Göstericiler, Rosselló yönetimini denetleyen ABD mali denetim kurulunu suçlarken, genel grevi desteklemek için yolları kapattılar. Polis göz yaşartıcı gaz ve sis bombası attı ve biber gazı kullandı.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 1 Mayıs bir işçi bayramı olarak kutlanmıyor. Bunun yerine, “Emek Bayramı” olarak, Amerikalı işçileri denizaşırı ülkelerdeki sosyalist hareketlerden ayırmak için, yüzyılı aşkın süre önce, Eylül ayının ilk Pazartesi günü belirlendi.

Yine de binlerce kişinin göçmen işçileri savunmak ve Trump yönetiminin Latinlere, Müslümanlara ve diğer göçmenlere yönelik saldırılarına karşı çıkmak için bütün büyük kentlerde gösterilere katıldığı yaygın protestolar vardı.

En büyük gösteri, on binlerce kişinin Belediye Sarayı’nın dışında toplandığı Los Angeles’ta gerçekleşti. Resmi işçi hareketinin tamamen muhafazakar karakterine uygun olarak, miting kürsüsü, başta Los Angeles Belediye Başkanı Eric Garcetti olmak üzere, kapitalist politikacılara teslim edildi. Garcetti, daha önceki tüm ABD hükümetlerinden daha fazla belgesiz işçiyi sınır dışı etmiş olan Obama yönetiminin gerici politikaları hakkında tek kelime etmezken, Trump yönetiminin göçmen karşıtı politikalarını kınayan bir Demokrat.

Bir avuç sağcı Trump yanlısı gösterici “ABD! ABD!” sloganıyla bir sokağın köşesinden çıkarken, Los Angeles polisi onlar ile göçmen yanlısı çok daha büyük kalabalık arasında bir hat oluşturdu.

California eyaletinin, liman işçilerinin göçmen yanlısı göstericilerle dayanışma amacıyla iş bırakması sonucunda limanların durduğu San Francisco, San Jose ve Oakland dahil diğer kentlerinde de binlerce kişi protestolara katıldı. Houston’da oldukça büyük bir gösteri düzenlenirken, Chicago, Milwaukee, Philadelphia, New York City, Washington DC ile Atlanta’daki yürüyüşlere binlerce kişi katıldı. Portland, Seattle, Phoenix, Las Vegas, Indianapolis, Pittsburgh, Miami, Boston ve Providence, Rhode Island dahil başka kentlerde de dikkate değer protestolar oldu.

Philadelphia’da 1.000 dolayında devlet okulu öğretmeni işe gitmedi. Onların çoğu, zamanlarını göçmen hakları yürüyüşüne katılmak ve yaklaşık beş yıldır bir maaş artışı ya da yeni bir sözleşme olmaksızın çalışmayı protesto etmek için kullandı. Temple Üniversitesi öğrencilerinin ve profesörlerinin çoğu, saat 10’da, kolejin kendisini Göç ve Gümrük Muhafaza kurumu (ICE) ile işbirliğini engelleyen bir sığınma kampüsü ilan etmesini talep etmek için sınıflardan dışarı çıktılar.

ABD’deki mitinglerin çoğuna, Obama’nın göçmen karşıtı sicilini gizlerken sadece Başkan Donald Trump’a yönelik halk öfkesine odaklanmaya çalışan Demokratik Partili politikacılar ve sendika yetkilileri hitap etti. ABD Senatosu’ndaki Demokrat Dick Durbin’in, 30 Eylül’e kadar federal hükümeti finanse edecek bütçede Trump’ın ABD-Meksika sınırına bir duvar inşa etmek için istediği harcama yetkisini vermeyen bir yasa tasarısı konusundaki iki partili anlaşmayı zafer olarak selamdığı Chicago’daki bir miting tipikti.

Durbin, “Bugün, hiçbir duvarın olmayacağını, bir duvar için tek bir sent verilmeyeceğini belirten bir bütçe tasarısını geçiriyoruz” dedi ve ekledi: “ICE ve diğerleri için uygulama gücünü genişletmek yok, sığınma kentlerine ceza yok. Biz, bunu azınlıktayken başarabildik.”

Gerçekte ise bütçe tasarısı, daha fazla Sınır Devriyesi memuru ve sınırı geçmeye çalışan sığınmacılara karşı insansız hava aracı gözetimi kullanılmasını içeren 1,52 milyar dolarlık güçlendirilmiş göçmen karşıtı önlemleri onaylıyor.