ABD Kuzey Kore ile savaşın eşiğinde

14 Ekim 2017

ABD’nin Kuzey Kore ile çatışma hazırlıkları hızlanırken, iki B-1B bombardıman uçağının dün gece saatlerinde Kore Yarımadası üzerinde uçması, topyekün savaş nedeni olarak kullanılabilecek bir Kuzey Kore tepkisini kışkırtmak için tasarlanmıştı.

Sesten hızlı bombardıman uçaklarına, ilk ortak gece eğitim tatbikatı için Japonya ve Güney Kore savaş uçakları katıldı. Tatbikat, Güney Kore’nin doğu kıyısı, ardından da batı kıyısı açıklarındaki sularda havadan karaya füze talimleri yapılmasını içeriyordu. Kuzey Kore ile bu savaş provası, geçtiğimiz ayın sonunda iki B-1B bombardıman uçağının bu yüzyılın başından beri ilk kez Kuzey Kore kıyılarının en kuzeyinde uçtuğu bir diğer ilk tatbikatın ardından geldi.

Aynı anda, Pentagon, bir deniz filosunu Kore Yarımadası açıklarında topluyor. Nükleer saldırı denizaltısı USS Tuscon, Cumartesi günü Güney Kore açıklarına vardı. Uçak gemisi USS Ronald Reagan ile onun hızlı savaş gemilerinden ve muhriplerden oluşan saldırı grubunun, bu ayın sonunda Güney Kore donanması ile ortak tatbikatlar yapmak üzere bölgeye varması bekleniyor. Ayrıca iki Avustralya savaş gemisi de Kore yolunda.

Trump yönetiminin pervasız savaş tehditleri ve askeri kışkırtma kampanyası, Çin ve Rusya gibi büyük güçleri içine çekebilecek ve nükleer bir çatışmaya dönüşebilecek yıkıcı bir savaş tehlikesinin gerçek ve an meselesi olduğunu açıkça ortaya koyuyor. ABD başkanı, içeride tırmanan bir siyasi krizle karşı karşıya olduğu için, Kuzey Kore ile bir savaşı, yönetimini pekiştirmenin ve iç siyasi muhalefeti ezmenin bir aracı olarak görebilir.

ABD, askeri mantık yönünden, Pyongyang yönetimini, kasıtlı olarak, katlanılmaz bir duruma sokmuştur. Trump, geçtiğimiz ay BM’deki faşizan nutkunda, Kuzey Kore’nin, ABD taleplerine tamamen teslim olmadığı sürece, “topyekün imha” ile karşı karşıya olduğunu ilan etmişti. O, Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’u diplomatik yoklamalarda bulunurken “zamanını boşa harcadığı” için fırçaladığında, Pyongyang ile her türlü müzakereyi kesinlikle reddetmişti.

Kuzey Kore dışişleri bakanı ise, Trump’ın BM’deki konuşmasına, bunun savaş ilanı anlamına geldiğini ve ülkesinin, uluslararası hava sahasındaki ABD stratejik bombardıman uçaklarının vurulmasını kapsayan karşı önlemler alma hakkına sahip olduğu uyarısında bulunarak karşılık vermişti. Ancak Pentagon, B-1B’leri, Kuzey Kore’nin dibinde savaş oyunları gerçekleştirmeye göndermeyi sürdürdü.

Dünyanın, binlerce nükleer silahla dişlerine kadar silahlanmış en güçlü ordusu ile karşı karşıya olan Pyongyang yönetimi, ordusu tamamen imha edilmeden önce, sınırlı nükleer cephaneliğiyle ilk olarak kendisinin saldırmasının gerektiği sonucuna varabilir. Her bir B-1B uçuşu, Pyongyang’daki generaller için şu acil soruyu gündeme getiriyor: Bu bir başka tatbikat mı, yoksa topyekün bir saldırının başlangıcı mı?

Washington’da, ordu, Kuzey Kore’ye karşı savaşa hazırlanıyor. Savunma Bakanı James Mattis, Pazartesi günü ordu komutanları ile yaptığı toplantının açılış konuşmasında, ordunun, “başkanımızın gerektiğinde kullanabileceği askeri seçeneklere sahip olduğumuzu garanti etmeye hazır olması” gerektiğini vurguladı.

Ordu Derneği, aynı toplantıda konuşan ABD Silahlı Kuvvetler Komutanlığı’nın başındaki General Robert Abrams’ın sözlerini, “Amerikan kuvvetlerini II. Dünya Savaşı türünde bir topyekün savaşa göndermek, acımasız bir gerçekle yüzleşmek anlamına gelir: Askerler ölecek, hem de çok sayıda.” biçiminde aktardı.

Mattis ve Genelkurmay Başkanı Dunford, Salı günü, “Kuzey Kore’nin ABD’yi ve müttefiklerini nükleer silahlarla tehdit etmesini engellemeyi” kapsayan askeri seçenekleri gözden geçirmek üzere Trump ile bir araya geldiler. Başka bir ifadeyle, Trump yönetimi, Kuzey Kore’nin küçük nükleer cephaneliğinin ABD için bir tehdit yarattığı bahanesi üzerinden yasadışı bir saldırı savaşının eşiğinde bulunuyor.

Kuzey Kore’ye yönelik bir ABD saldırısı, kaçınılmaz olarak, defalarca gerilimi düşürme ve müzakerelere dönme çağrısı yapmış olan Çin ve Rusya ile bir çatışmaya yol açacaktır. Kendi sınırlarında bir savaş ve Pyongyang’da ABD kuklası bir rejimin kurulması, onların Asya’daki stratejik çıkarlarına doğrudan karşıdır. Dahası, Kuzey Kore’ye boyun eğdirilmesi, Washington’ın, Asya’da ve dünyada Amerikan egemenliğini garantiye almak için Çin’i zayıflatma, kuşatma ve gerekirse onunla savaşa girme yönündeki çok daha kapsamlı amacının parçasıdır.

Trump, Obama yönetiminin Pekin’e karşı “Asya’ya dönüş”ünü, her cephede (diplomatik, ekonomik ve askeri) hızlandırmış durumda. O, ABD’nin bölge genelindeki bağlarını sağlamlaştırıyor, Çin’i ticaret savaşı ile tehdit ediyor ve Pekin ile yalnızca Kore Yarımadası’nda değil ama aynı zamanda Güney Çin Denizi’nde de askeri olarak karşı karşıya geliyor. Salı günü, ABD deniz kuvvetlerine bağlı bir savaş gemisi, Pekin’in “haddini aşan denizle ilgili hak iddiaları”na meydan okumak üzere Çin’in Paracel Adaları yakında yeni bir kışkırtıcı ihlal gerçekleştirdi.

ABD’nin savaş yönelimi, basitçe, faşizan Başkan Trump’ın ürünü değildir. Tersine, o, her şeyi göze almış biçimde tarihsel gerilemesini askeri gücünü saldırganca kullanarak durdurma peşinde koşan Amerikan emperyalizminin derinleşen siyasi, toplumsal ve ekonomik krizinin dışavurumudur. Ortadoğu’da, Orta Asya’da ve Kuzey Afrika’da birbiri ardına felaketler yaratan Washington, bahsi yükseltiyor ve başta, asıl rakipleri olan Çin ve Rusya ile doğrudan bir çatışmaya hazırlanıyor.

Savaş tehlikesi, Beyaz Saray dahil olmak üzere Amerikan siyaset kurumu içindeki yoğun karışıklık ve anlaşmazlıklar; daha genel olarak da savaşa ve kemer sıkmaya yönelik halk muhalefeti nedeniyle, daha da yükseltiliyor. Trump, Kuzey Kore’ye yönelik bir saldırıdan önce diplomatik çabaların tüketilmesi gerektiğini öneren Tillerson ve Mattis ile resmen anlaşmazlık içinde. Tillerson ile Mattis’in bu tavrı, savaşa karşı olmalarından değil, açık ABD saldırganlığı durumunda hızla kitlesel bir savaş karşıtı hareketin patlamasından duydukları korkudan kaynaklanıyor.

İç çatışmanın keskinliği, geçtiğimiz hafta sağlam kaynaklı bir NBC makalesi, Tillerson’ın üst düzey yetkililerin katıldığı bir Pentagon toplantısının ardından istifa tehdidinde bulunduğunu ve Trump için “geri zekalı” dediğini açığa çıkarmasıyla vurgulandı.

Çarşamba günü, NBC, Tillerson’ı düşüncesini açıklamaya iten şeyin, Trump’ın ABD’yi var olan tüm nükleer anlaşmaları ihlal eder konuma sokacak ve onu etkin biçimde dışlanmış bir devlet haline getirecek şekilde, ABD’nin nükleer silah sayısını on kat arttırmayı teklif etmesi olduğunu bildirdi.

Trump, Kuzey Kore’ye karşı daha ileri tırmanma bağlamında uygulanabilecek baskı türünün ürpertici bir dışavurumu olarak, bir twette, söz konusu olay üzerine NBC’nin yayıncılık lisansını askıya alma tehdidinde bulundu.

Trump’ın görevi kötüye kullanmakla suçlanması hakkındaki spekülasyonları körükleyen Amerikan egemen çevreleri içindeki derin bölünmeler, Washington Post’un Salı günü “İşe yaramaz bir başkan ile ne yapılacak” başlıklı bir başyazısında özetlendi.

Siyasi kriz, savaş yönelimini durdurmak şöyle dursun, yalnızca tehlikeyi arttırıyor. İçerideki anlaşmazlıkla sıkışmış durumdaki Trump, siyasi ve toplumsal gerilimleri bir dış düşmana yöneltmeye çalışarak kendisini kurtarmaya itiliyor. Onun eleştirmenleri ve muhalifleri savaşa karşı değildir; onların çoğu, ABD’nin geçtiğimiz 25 yıllık saldırı eylemlerinden suçludur. Farklılıklar tamamen taktikseldir: nasıl saldırılacak ve önce kime saldırılacak.

ABD’de ve dünya çapında savaş karşıtı kitlesel bir işçi sınıfı hareketinin gelişmemesi durumunda, savaş yalnızca olası değil ama kaçınılmazdır. Böyle bir hareket yöneticilere yapılan çağrılara değil; insanlığı uçuruma sürükleme tehdidi yaratan hastalıklı kapitalist düzeni ortadan kaldırmaya yönelik devrimci sosyalist bir perspektife dayanmalıdır.

Peter Symonds