Britanya genel seçimi: Sınıf mücadelesinde yeni bir aşama

13 Haziran 2017

Britanya’daki erken genel seçim, Başbakan Theresa May’in Muhafazakar Parti hükümetine büyük bir siyasi darbe vurdu. Bu sonuç, milyonlarca işçi ve genç arasındaki Muhafazakar Parti karşıtı bir duygu kabarmasının; bitmek bilmeyen kemer sıkma politikalarının yıkıcı sonuçları, ücretlerdeki sürekli düşüş, sosyal yardımlardaki kesintiler ve temel sosyal hizmetlerin yok edilmesi üzerine öfkenin ürünüydü.

Bu, İşçi Partisi’nin oy oranında yüzde 10’luk bir artışa tanık olunan ve Muhafazakarların toplam yüzde 42'lik oyu ile arasında sadece yüzde 2 fark kalan Jeremy Corby’in önderliğindeki İşçi Partisi’ne yönelik destekteki ani artışa yol açtı. Genç kuşakta, 18-24 yaş arasındakilerin üçte ikisi, 25-34 yaş arasındakilerin ise yarısından fazlası İşçi Partisi’ne oy verdi.

Bu sonuç, medya adına devasa bir şoka yol açtı. Onların bir Muhafazakar Parti çoğunluğuna ilişkin öngörüleri, kaba siyasi propaganda olmadığı ölçüde, tam anlamıyla, hali vakti yerinde, şımarık, altı haneli maaşlar alan yorumcuların halkın geniş kesimlerinin deneyimlerine ve kaygılarına ne kadar uzak olduklarını gösterdi.

Seçim sonucu, işçilerin tüm dünyada sürmekte olan siyasi radikalleşmesinin bir diğer önemli göstergesiydi. Corbyn’in kazanımları, Bernie Sanders’ın Demokratik Parti'nin başkan adayı olması durumunda, Beyaz Saray’da Donald Trump’ın değil, Sanders’ın olacağını göstermektedir.

İşçiler ve gençler arasında, elbette, May’in küçük düşmesine yönelik bir derece memnuniyet ve hatta coşku var. Bu anlaşılırdır. Ancak 8 Haziran’ın ardından gereksinim duyulan şey, ciddi bir çözümleme ve net bir siyasi perspektiftir. Sonuçta, Muhafazakarlar hala iktidarda ve onlar, siyasi krizlerine rağmen, kemer sıkma gündemlerini ve Irak ile Suriye’deki savaşı tırmandırma planlarını uygulamak için gerekli siyasi değişiklikleri yapmaya çalışıyorlar.

En büyük siyasi tehlike, kitlelerin radikalleşmesi ile Corbyn ve İşçi Partisi gibi bundan ilk ve siyasi olarak haksız bir şekilde yararlananları bir tutmaktır.

O zamanlar Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Britanya şubesi olan Sosyalist İşçi Birliği’nin (SLL) 1967’de dönemin Fransa şubesi Enternasyonalist Komünist Örgüt’e (OCI) yaptığı uyarıdan bir ders çıkarılabilir. OCI, işçi sınıfı içinde, kısa sürede devrimci boyutlar edinen büyük bir siyasi değişimin başladığı koşullarda, belirgin bir şekilde merkezci yönde ilerliyordu.

SLL, OCI’yi şöyle uyarmıştı:

Gelişmenin böylesi bir aşamasında, bir devrimci partinin, işçi sınıfı içindeki duruma devrimci bir biçimde değil ama işçilerin eski önderlikler altındaki kendi deneyimleri eliyle sınırlanmış oldukları mücadele düzeyine; yani başlangıçtaki kaçınılmaz kafa karışıklığına uyarlanarak karşılık verme tehlikesi her zaman vardır. Bağımsız parti ve Geçiş Programı uğruna mücadeleye ilişkin bu tür revizyonlar, genel olarak, işçi sınıfına yakınlaşma, mücadele içindeki her kesimle birlik, dayatmalarda bulunmama, dogmatizmden vazgeçme vb. görünümü altında gizlenir.

OCI, bu uyarıları görmezden geldi, DEUK’tan koptu ve Fransız kapitalist sınıfının başlıca “sol” hükümet partisi olarak Sosyalist Parti’nin (PS) kurulmasında önemli bir rol oynadı.

Biz, şimdi Corbyn’in Britanya Sosyalist Partisi ve Sosyalist İşçi Partisi tarafından işçi sınıfının doğal önderi olarak resmedilmesini kabul etme eğiliminde olanlara şunu söylüyoruz: Alexis Tsipras’ı ve Syriza’yı unutmayın.

Sahte sol gruplar, Corbyn’in zaferinin İşçi Partisi’ni dönüştürmüş olduğunu iddia ediyorlar. Bu bir yalandır.

Corbyn, parti önderliğini almasından bu yana geçen neredeyse iki yıl boyunca, sağ kanadı ihraç etme yönünde her türlü mücadeleyi engellemiştir. O, bunun yerine, NATO’ya ve Trident nükleer silahlarına destekten bir “mali sorumluluk” taahhüdüne ve Britanya’nın Tek Avrupa Pazarı üyeliğini sürdürmeye kadar, Blaircilerin ana taleplerinin tamamını içeren bir bildirgeyle seçime girdi.

Sonuç olarak, Corbyn, şimdi, onun görevden alınması için uğraşmış darbe tezgahçılarının ve sabotajcıların kokuşmuş havuzundan çıkarılan genişletilmiş bir İşçi Partisi parlamento grubuna başkanlık edecek. Onlar, hiç kuşkusuz, Corbyn'in gölge kabinesinde de yer alacaklar.

Corbyn, seçim süreci devam ederken bile, daha da sağa kayıyordu. Onun Manchester ile Londra’daki terörist katliamlara tepkisi, terör tehdidini Britanya’nın Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’deki rejim değişikliği savaşlarına bağlayan önceki eleştirisini terk etmek ve bunun yerine, May’i, polis sayısını azalttığı için azarlamak, orduya ve gizli servislere ek fon sözü vermek oldu.

Corbyn’in siyasi olarak kalıba girme süreci, erken seçimin ardından, yalnızca hızlanacaktır.

May’in teklif ettiği Demokratik Birlikçi Parti (DUP) ile birlikte çalışma planının elinde patlayacağı, onun bu süreçten hiçbir şekilde sağ çıkamayacağı ve yeni bir seçim çağrısının ne kadar erken yapılması gerekeceği konularında yaygın spekülasyonlar söz konusu. May’n “sert Brexit” stratejisinin çökmesiyle birlikte, Financial Times hemen Corbyn’e bir teklifte bulundu. “‘Sert’ Brexit’i durdurma düğmesine basmanın tam zamanı” diyen gazete, “AB ile olası en yakın ilişkilere partiler üstü destek” çağrısı yaptı.

Eğer bu amaçlara Muhafazakar Parti üzerinden ulaşmanın mümkün olmadığı kanıtlanırsa, o zaman, oldukça hızlı bir şekilde ikinci bir genel seçim düzenlenebilir. Egemen çevreler içinde, Corbyn’in, sahip olduğu halk desteği sayesinde böylesi bir büyük politika değişikliğini uygulamak için gereken düzeneği sağlayıp sağlayamayacağı hakkında daha şimdiden tartışmalar var.

İşçi Partisi, işçi sınıfını disipline etmenin ve onu partiye ve partinin sendika bürokrasisi içindeki müttefiklerine tabi kılmayı sağlamanın bir aracı olarak “sol kanadı”nı kullanma konusunda yüzyılı aşkın sürelik bir deneyime sahiptir.

Bugün, bazı Blairciler, aynısını Corbyn ile yapmak için yeni bir siyasi fırsat olduğunu hissediyorlar. Perşembe günkü sonuçtan önce, Yeni İşçi Partisi’nin eş mimarı Peter Mandelson, her gün Corbyn’in görevden alınması için çalıştığını söylemişti. O şimdi, Corbyn’in partiye önderlik etmeyi hak ettiğini ama daha “birleştirici” olması ve Financial Times’ın çağrısını yaptığı geniş koalisyonun kurulmasını engelleyen politikaları terk etmesi gerekeceğini ilan ediyor.

Parti birliğinin havarisi Corbyn, fazla direniş göstermeyecek ve sahte sol gruplar tarafından desteklenecektir. Seçim sırasında, onların tamamı Corbyn’i destekledi ve sağ kanadı kapsamaya özen gösterecek şekilde, İşçi Partisi’nin tüm adaylarına oy verme çağrısı yaptı. Seçimin ardından, Sol Birlik’in, “önceden Corbyn’in önderliğini ve politikalarını desteklememiş olan parlamento grubu dahil İşçi Partisi’ndeki herkes”i, “gerçekliği kabul etmeye ve gemiye binmeye” çağırmasıyla birlikte, aynı tavır korunmaktadır.

Aşılmayacak sınır yok.

Corbyn’in bir koalisyon kurma ya da Liberal Demokratlar, İskoçya Ulusal Partisi ve başkaları ile “güven ve uyum” anlaşması sürecine başlaması durumunda, bu, İşçi Partisi’nin iktidara gelmesi için gerekli “ilerici ittifak” olarak meşrulaştırılacaktır. Bu, “sol”un, Syriza’nın sağcı, göçmen karşıtı Bağımsız Yunanlılar ile koalisyonunu onun kemer sıkma karşıtı mücadeleye ihanetine kadar desteklediği Yunanistan’da yaşandı.

İşçi sınıfı sola, devrime doğru ilerliyor. Ancak onun bilinci reformist kalmaya devam ediyor. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (SEP) görevi, mevcut bilinç düzeyine uyarlanmak değil; onu Britanya ve dünya kapitalizminin tırmanan krizinin gerektirdiği devrimci görevlere uygun hale getirmektir.

Bu, sınıf mücadelesinin gelişmesini İşçi Partisi’nin parlamenter geleceğine tabi kılma yönündeki tüm çabalara karşı çıkmak anlamına gelmektedir.

Gerekli olay şey, yeni bir Marksist siyasi önderliğin inşası yoluyla, işçi sınıfının toplumsal eşitsizliğe ve savaşa karşı bağımsız mücadelesinin geliştirilmesidir.

Chris Marsden ve Julie Hyland