ABD-Almanya çatışmasının dönüşü

Johannes Stern
25 Mart 2017

Almanya Başbakanı Angela Merkel ile ABD Başkanı Donald Trump arasında geçtiğimiz hafta Washington’da yapılan ilk görüşme, Atlantik ötesi ilişkilerin hızla kötüye gittiğini gözler önüne serdi.

Trump’ın Oval Ofis’teki fotoğraf çekimi sırasında Merkel’in elini sıkmayı reddetmesi, uluslararası ölçekte dikkat çekti. II. Dünya Savaşı sonrası iki yakın müttefik ülkeden hükümet başkanlarının 15 dakikalık bir baş başa görüşme öncesinde basının karşısına çıkmasının ve fotoğrafçıların bir el sıkışma fotoğrafı almayı istemesinin ardından, Trump yanıt vermedi. Merkel, ona döndü ve fotoğrafçıların ricasını yineledi. Ancak ABD başkanı ona kulak asmadı ve gözlerini kızgın bir şekilde diğer yöne dikti.

Bunu izleyen basın toplantısı mesafeli ve gergindi. Trump, bir Alman gazetecinin, “‘Önce Amerika’nın Avrupa Birliği’ni zayıflatması durumunda bunun Amerika için bir tehlike” olup olmadığına ilişkin sorusuna, şu yanıtı verdi: “Ben… bir ticaret politikasının adil bir politika olması gerektiğini düşünüyorum ve ABD yıllardır birçok ülke tarafından çok, çok adaletsiz bir muamele görüyor ve bu sona erecek.”

Trump, göreve gelmeden önce çeşitli vesilelerle Almanya’yı ticaret savaşıyla tehdit etmişti. Trump, ayrıntılara girmeden, basın toplantısında konuyu yeniden gündeme getirdi: “Almanya’nın temsilcileri, ABD’ninkilerden çok daha iyi bir iş çıkarmış durumda. Ama neyse ki bunu eşitleyebiliriz.”

O, ardından, tehditkar bir şekilde şunları ekledi: “Benim burada olmamın belki de birinci –ve belki de askeri– nedeni ordumuzu güçlendirmek ki bunu yapacağız. Biz, daha önce olmadığı kadar –ve umarım onu kullanmak zorunda kalmadan– güçlü olacağız. Ama daha güçlü, muhtemelen her zamankinden daha güçlü olacağız.”

Basın mensuplarına göre Merkel, Berlin’e dönüş uçağında Trump ile çatışmayı yatıştırmaya çalışırken, Trump bir adım daha ileri gitti. O, kötü ünlü tweetlerinden birinde, “Almanya’nın NATO’ya büyük miktarda borcu var ve ABD’nin, Almanya’ya sağladığı güçlü ve çok pahalı savunma için daha fazla ödeme yapması gerekiyor.” diye yazdı.

Almanya Savunma Bakanı Ursula Von der Leyen, hızla, “borçların NATO’ya kaydedildiği bir hesap yok.” karşılığını verdi.

Merkel’in Washington ziyaretiyle aynı gün sonuçlanan Almanya’nın Baden Baden kentindeki G20 konferansı da, aynı şekilde bir provokasyonla sona erdi. ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin, sonuç bildirisinde serbest ticareti destekleyen ve korumacılığa karşı çıkan alışıldık açıklamanın yer almasını engelledi. Mnuchin, bunu gerekçelendirmek için, önceki tebliğler “benim perspektifime gerektiği kadar uygun değil” dedi.

Alman egemen sınıfı, tırmanan çatışmaya kaygı ve saldırganlık karışımı bir tepki verdi. Pazartesi günü, Handelsblatt gazetesi, “Atlantik ötesi cepheleşme” başlıklı bir yorumunda şunları yazdı: “Angela Merkel’in ABD Başkanı Donald Trump’ı ziyaretinin Atlantik ötesi ilişkilerin normalleşmesine zemin sağlayacağını uman herkes, daha iyi anlamayı öğrenmeli. Amerikan başkanı katı tavırlarına sadık kalıyor ve hatta uluslararası ortaklar ile çatışmayı yoğunlaştırıyor. Başbakana karşı tweet bir hakarettir, G20 toplantısındaki olay geçmiş ile tarihsel bir kopuştur.”

Alman egemen seçkinlerinin geçmişte hararetli bir şekilde ABD yanlısı olan ve ABD önderliğindeki savaşları destekleyen temsilcileri bile, artık Almanya’nın ABD ile ortaklığını sorgusuz sualsiz kabul etmiyorlar. Klaus-Dieter Frankenberger, Frankfurter Allgemeine Zeitung’da, “Bu kadar şaka yeter. Artık cömert bir patron yok. Şimdi yönetimde hiçbir müttefik tanımayan ve onları yalnızca Amerika’dan yararlanan sözde borçlular olarak gören biri var. Evet, Beyaz Saray’da yeni bir dönem başlıyor.” diye yazdı.

Rheinische Post’ta yayınlanan bir yorum, Alman emperyalizminin, Trump’ın ABD çıkarlarına ilişkin saldırgan hak iddialarına yanıtını özetliyordu. Yazıya göre, artık, “yeni ABD korumacılığına karşı daha da açık ifadeler bulmak ve geri kalan devletlerin çoğunluğunu Trump’a karşı harekete geçirmek” gerekliydi. Almanya ve Avrupa Birliği, “Washington tarafından gözlerinin korkutulmasına izin vermek yerine, kendilerini göstermek ve [Trump’a karşı] kendi farklı, ses getiren hedeflerini ileri sürmek” zorundaydı. Gazete, bunların başarı olasılığının sağlam olduğunu yazdı; çünkü G20 zirvesinde, “sadece AB’nin geri kalanının değil, ama dünyanın neredeyse geri kalan tamamının, özellikle de Çin’in, Brezilya’nın ve Japonya’nın Almanya’nın safında olduğu” açık hale gelmişti.

Hiç kimse, bu gelişmelerin tarihsel ve siyasi önemini küçümsememeli. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından yirmi beş yıl sonra, 20. yüzyılda dünyayı iki kez dehşet verici dünya savaşlarına sürüklemiş olan emperyalist güçler arasındaki çatışmalar, ticaret savaşında ve askeri çatışma hazırlıklarında bir kez daha ortaya çıkıyor.

Uluslararası işçi sınıfı, Atlantik’in her iki tarafındaki egemen seçkinlerin planlarına, kendi stratejisiyle karşılık vermelidir. ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ve Almanya’daki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin tüm diğer şubeleriyle birlikte uğruna mücadele ettiği şey budur.